KEŞFET

Davutpaşa

Güncelleme: 18 Kasım 2008 Salı

İstanbul'un Fatih İlçesi’ne bağlı bir semttir. İsmini Sultan II. Bayezid'in sadrazamlarından Davud Paşa'dan almıştır.

  • *
  • *
  • *
  • *
  • *

Semt, Kocamustafapaşa'nın Arabacı Beyazıt, Sancaktar Hayrettin, Kasap İlyas Mahalleleri ile Cerrahpaşa, Şehremini'nin Seyid Ömer ve Nevbahar Mahalleleri’nden meydana gelmiştir. Hekimoğlu Ali Paşa Caddesi, Davutpaşa Medresesi Sokağı, Çardaklı Hamam Sokağı, Çavuşzade Sokağı, Gümrükçü Sokağı ve Sancaktar Tekkesi Sokağı ile semt sınırlandırılmıştır.

Davut Paşa, İstanbul'u Türkleştiren devlet adamlarından biri ve Osmanlı Devleti'nin on ikinci sadrazamıdır. Semti Davut Paşa kurmuştur. Bölgede, Davutpaşa Camii, Hekimoğlu Camii, Haydar Kahya ve Çavuşzade mescitleri bulunmaktadır. Ayrıca Davutpaşa ile Hekimoğlu Ali Paşa'nın türbeleri, sebili ve kütüphanesi de bu mevkidedir. Semtteki bir çok tarihi eser, çeşitli dönemlerdeki yıkımlar sonucunda günümüze ulaşamamıştır. Bunların başında Davutpaşa Camii’nin avlu kapısı üzerinde bulunan Davutpaşa Mahkemesi, semt sakinlerinin yemek aldığı Davutpaşa İmareti, Davutpaşa Çifte Hamamı ve Yenikapı ile Samatya arasındaki İstanbul'un en eski kayık iskelesi gelmektedir.

Bunların yanı sıra 1910-1912 yıllarında Hayali Usturacı Mustafa ile Hayali Abdullah Efendilerin kukla-Karagöz oynattıkları Davutpaşa Bahçeli Kahvehanesi de yok olan bir başka sanat merkezidir.

Davutpaşa ismi
Davutpaşa semti ismini burada bulunan külliyeden almıştır. Sultan II. Bayezid’ın sadrazamı olan ve Osmanlı Devleti’nde pek çok yararlılığı görülen Davut Paşa’nın yaptırttığı külliye etrafında genişleyen semt, bu tarihten itibaren “Davutpaşa” olarak anılmaya başlanmıştır.

Tarihi
Semtin tarihini Nezih Başgelen şu ifadelerle anlatır:

“Davutpaşa'daki yerleşmenin başlangıcı Bizans dönemine kadar inmektedir. Bizanslıların sayfiye yeri olarak yararlandıkları bu bölgenin o zamanlar hangi isimle tanındığı bilinmemektedir. Bununla beraber Bizanslıların Cerrahpaşa ile Haseki'yi de içerisine alan geniş bir alanı "Kserofolos" diye tanımladığı sanılmaktadır. Davutpaşa'nın çevresindeki alandan günümüze Marmara surlarının bir parçası olan kumsal ile bazı duvar kalıntıları dışında hiç bir şey gelememiştir. Surların büyük bir bölümünün 18. yüzyılın ikinci yarısında yıkıldığı sanılmaktadır. Sosyal Sigortalar İstanbul Hastanesi'nin yapımı sırasında da tonozlu bir yolla II. ve III. yüzyıllara tarihlenen bazı şapeller ortaya çıkmıştır. Ancak bunlar hastanenin yapım çalışmaları sırasında yok olmuş, yalnızca küçük bir şapelin apsidi üzerindeki Meryem Ana freski Ayasofya Müzesi'nde korunmaya alınmıştır.

Davutpaşa'da yeterli bir arkeoloji araştırması veya kazı çalışması yapılmamıştır. 1970’lerdeki yol yapım çalışmalarında bir tarihte, temel kazılarında bazı tonozlara ve kalıntılara rastlanmışsa da bunların büyük çoğunluğu oldu bittiye getirilerek yok edilmiştir.”

İstanbul’un fethinden sonra semtin görünümü oldukça değişmiştir. Bu küçük yerleşim yerinde ard arda cami, mescit, sıbyan mektebi, hamam, dergah, çeşme gibi yapılar inşa edilmiştir. Fatih Sultan Mehmed döneminin sonlarında semt, Mahalle-i Mescid-i Hacı İlyas, Kürkçü Mescidi ve Mirza Baba Mescidi Mahalleleri’nden oluşuyordu. Bundan başka yine bu dönemde sahile bir kayık iskelesi yapılmıştır. Sadrazam Davut Paşa'nın yaptırdığı hamam da semte ayrıca bir önem kazandırmıştır. Davutpaşa o yıllarda Hobyar, Keyçi Hatun ve Sancaktar Hayrettin Mahalleleri ile kuşatılmıştı.

Semtteki tarihi eserlerden Kasap İlyas Camii, Çavuşzade Mescidi, Bayezid-i Cedid ve Etyemez Mescitleri, orijinal durumlarını koruyamamakla beraber, yine de iyi bir biçimde günümüze ulaşabilmişlerdir. Abacızade Mescidi, Abai Mescidi, Hobyar Mescidi ve Kürkçübaşı Camii ise yıkılmıştır.

Kasap İlyas'ın 1495'ten önce yaptırdığı cami ise 1894 depreminde yıkılmış, aynı yıl eski taşlardan ve 1,50 m. yüksekliğindeki temellerinden faydalanılarak yeniden inşa ettirilmiştir.

Mimar Sinan'a ait olduğu zannedilen Çavuşzade Mescidi’ni Mustafa Ağa yaptırmış, Çivicizade kızı Ümmü Gülsüm Hatun da 1865'te minberini koydurmuştur.

Etyemez Mescidi, Davutpaşa İskelesi ile Sosyal Sigortalar İstanbul Hastanesi arasındadır. Mabedi Sultan II. Bayezid yaptırmış, minberini de aynı mahalleden Ömer Ağa koydurmuştur.

Samatya Caddesi üzerinde bulunan bir diğer Etyemez Mescidi de 1930'lu yıllarda yıktırılmış ve bulunduğu yerin biraz daha arka tarafına yeniden yaptırılmıştır. Kare planlıdır ve üzeri çatı ile örtülüdür.

Davutpaşa İskelesi Mescidi, 17. yüzyılın ilk yarısında Defterdar Bekir Paşa tarafında yaptırılmıştı. Marmara sahil surlarının dışında ve deniz kıyısında bulunuyordu. 1918-1920 tarihlerinde geriye hiçbir iz bırakmadan ortadan kaldırılmıştır.

Hobyar Mescidi ise Cerrahpaşa Tıp Fakültesi göğüs hastalıkları pavyonunun altında kalmıştır. Mescidi, 16. yüzyılın başlarında Mısır Valisi Hoca Üveys Paşa yaptırmış, Şehla Ahmet Paşa da buraya bir minber koydurmuştur. 1692'de yanan mescit, daha sonra yenilenmiş ve son haliyle yüzyılımızın başlarına kadar gelebilmişti.

Kürkçübaşı Mahallesi'nde Kürkçü Ahmet Bey'in yaptırdığı Kürkçübaşı Camii'nden de günümüze hiçbir iz kalmamıştır. Sadece, minberini Hekimzade Sadrazam Ali Paşa'nın yaptırdığı bilinmektedir.

Davutpaşa'da bulunan dergahlardan yalnızca, Sa'di tarikatından Kadem-i Şerif Tekkesi günümüze ulaşabilmiştir.

Sancaktar Hayreddin ve Kasap İlyas Mahalleleri arasında bulunan Etyemez Tekkesi, Sadrazam Halil Hamdi Paşa tarafından 1783 yılında yaptırılmıştır. İstanbul'un fethine katılan Şeyh Derviş Mirza Baba'nın mescidi ise tekkeye semahane olarak eklenmiştir. II. Abdülhamid zamanında Ferit Efendi'nin şeyhliği sırasında tamir edilen dergah, Sosyal Sigortalar İstanbul Hastanesi'nin yapımında yıktırılmıştır. Kadiri tarikatının Gümüş Baba Dergahı da günümüze ulaşamayanlar arasındadır. Bekar Bey'in Tekkesi de 1894 depreminde yıkılmıştır.

Davutpaşa'da bulunan, II. Selim'in kalfası Nazperver Kalfa'nın sıbyan mektebi, çeşmesi ve haziresi oldukça iyi korunmuştur. 1980'den sonra Vakıflar İdaresi'nce tamir edilmiştir.

Günümüze ulaşabilmiş bir başka örnek de Ahmet Paşa Sıbyan Mektebi'dir. Yokuşçeşme Sokağı'nda bulunana mekan, uzun yıllar polis karakolu olarak kullanılmıştır.

Etyemez Tekkesi yanındaki Etyemez Sıbyan Mektebi de şehrin tanınmış mekteplerindendi. Kama Hatun Sıbyan Mektebi, Muhasebeci Konağı karşısında bulunuyordu. Ayşe Hatun Sıbyan Mektebi'nden ise günümüze bir şey kalmamıştır.

Bu arada Türk mimarisinin en güzel örneklerinden olan pek çok konak da çeşitli sebeplerle yıkılmıştır. 1931 yılında Atmaca Sokağı'nda çıkan bir yangın sonucu, 20 ev yanmıştır. 1950'li yıllara kadar ayakta duran pek çok konağın yerine, bu yıllarda beton bloklar dikilmiştir. Tek tük kalanlar da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nce kamulaştırılarak yıkılmıştır.

Yine Ispanakçı Viranesi'ndeki evler, Sadeddin Paşa, Rüştü Paşa Konakları yıkılmış, Tevfik Paşa'nın konağı da yanmıştır.

Yapımında kullanılan keresteler özel olarak Romanya’dan getirtilen ve uzun yıllar ortaokul olarak kullanılan Muhasebeci Hakkı Konağı da, eski eser niteliği dikkate alınmadan, kamulaştırılıp yıktırılmıştır.

Bu yıkımlar sonucu Davutpaşa, İstanbul'un tarihi yapılarıyla meşhur bir köşesi olma hükmünü kaybetmiştir. 
 
Davut Paşa
Sultan II. Bayezid'ın sadrazamıdır. 1482-1497 yıllarında aralıksız on beş yıl sadrazamlık yapmıştır. Aslının nereli olduğu bilinmemekle beraber Arnavut kökenli olduğuna dair bilgilere bazı kaynaklarda rastlanmıştır.

Fatih Sultan Mehmed zamanında saraya devşirme oğlanı olarak girmiştir. Enderun-ı Hümayun’da yetişip, Fatih Sultan Mehmed zamanında Anadolu ve Rumeli Beylerbeyliği yapmıştır. Boğdan ve Macaristan Seferleri’ne (1476) katılmıştır. Süleyman Paşa'nın yerine Rumeli Beylerbeyliği’ne getirilerek Arnavutluğun fethi ile görevlendirilmiştir (1478). Hersekzade Ahmet Paşa'nın esir düşmesi üzerine Memluklulara karşı sürmekte olan savaşı yönetip, Adana ve Tarsus'u geri almış, savaşı çıkaran Karaman Beyi Turgut oğlu Mehmet Bey'i takip etmiş, ancak onu yakalayamamıştır. Bu arada Karamanoğulları’ndan yana olan Varsak Türkmenleri’ni Osmanlı yönetimine bağlamıştır. Bunların dışında Morova Seferi’nde, Hersek Sancağı’nın ilhakında, Kili ve Akkerman Kaleleri’nin fethinde yararlılıkları görülmüştür. Lehistan Barışı, Mısır Barışı, Macar Barışı onun zamanında olmuş, yine ilk Türk-Rus siyasi münasebetlerinin başlangıcı da bu döneme rastlamıştır.

Davud Paşa'nın cesur bir asker olduğu, gözünü budaktan sakınmadığı, savaşlara ön saflarda katıldığı söylenir. Ayrıca devrinin en varlıklı vezirlerinden olduğu da bilinmektedir, İstanbul'da ismini taşıyan semtte cami, imaret, medrese, tabhane, sıbyan mektebi, çeşme ve türbeden oluşan bir yapı topluluğu yaptırmıştır. Paşa'nın ismiyle anılan "Davud Paşa Sahrası”nın da Osmanlı tarihinde önemli bir yeri vardır. Osmanlı ordusu sefere çıkarken padişahın tuğrası buraya dikilir, padişah veya serdar-ı ekremliğe getirilen veziriazamların kumandasında sefere çıkacak kapıkulu askerlerinin karargahı burada kurulur, dönüşte yine aynı yerde merasimle karşılanırlardı.

Davud Paşa'nın vakıfları ve gelirleri de çoktu. İstanbul'da, Okmeydanı'nda çifte hamam, Küçükhamam'da on üç dükkan, Davutpaşa İskelesi’nde hamam, Küçükhamam yakınında on iki dükkan, Davutpaşa Camii önünde doksan bir dükkan, on bir hücre, caminin avlusunda on yedi hücre, yakınında bahçe, kenisehane, Davutpaşa Sarayı, bahçesi, iskelesi, Azepler Hamamı yanında han ve İstanbul dışında bağlar...

Davutpaşa İskelesi
Davud Paşa'nın bölgedeki hamamından ötürü semtin bu kesimi “Davud Paşa İskelesi” olarak anılır. Burada bulunan Kasap İlyas, Çavuşzade ve Etyemez Mescitleri orijinal durumlarını koruyamamıştır. Bunlardan Kasap İlyas Camii, Kasap İlyas tarafından 1494-1495 yıllarından önce yaptırılmış, tarihte “Küçük Kıyamet” olarak geçen 1894 depreminde büyük zarar görmüş ve yeniden yapılmıştır. Mimar Sinan yapısı olduğu sanılan Çavuşzade Mescidi’ni Mustafa Ağa yaptırmış, Çivicizade'nin kızı Ümmü Gülsüm Hatun da 1865'de minberini koydurmuştur. Etyemez Mescidi’ni, Sultan II. Bayezid yaptırmıştır. Etyemez Caddesi üzerinde harap halde bulunan bu yapı 1930'da yıktırılıp, üzeri çatılı olarak yeniden yaptırılmıştır. İskeledeki Davutpaşa Hamamı günümüze iyi durumda korunarak gelebilmiştir.

Davutpaşa’da eserler

Davut Paşa Külliyesi
Cerrahpaşa ile Kocamustafapaşa semtleri arasında Davutpaşa'da bulunan cami, medrese, sıbyan mektebi, tabhane ve çeşmeden oluşan bir yapı topluluğudur.

Cami: Cami, İstanbul'un fethinden sonra yapılan "yan mekanlı", "tabhaneli" veya "ters T planlı" olarak isimlendirilen mimari tipin son örneklerindendir biridir. Kapısının üstündeki Arapça kitabeye göre Sultan II. Bayezid'ın veziri “Koca Davud Paşa” tarafından 1485 yılında yaptırılmıştır. Şeyhülislam Kemal Paşazade Ahmet Efendi'nin tarih beytini Şeyh Hamdullah yazmıştır. Beytin bugünkü Türkçe’yle ifadesi şu şekildedir:

"Bu binayı Sultan Beyazid bin Mehmed'in doğrulukla iştihar eden veziri Derviş Davud yaptırmıştır. Bu; dehrinin yeganesi ve imaretin kıladesidir. Bu hayır yapısı mebaninin en yükseğidir. Allah güvercinler öttükçe ve kuğurdukça bu binayı afetlerden saklasın. Düşün ve şu güzel tarihe bak:

"Allah senin sahibini daima saadet ve selamette kılsın. Sene 890/1485”

Caminin mimari özellikleri Nezih Başgelen'in ifadelerine göre şu şekildedir:
"Mimari yönden incelendiğinde, baklavalı başlıklı altı granit sütunu sivri kemerli beş küçük kubbe ile örtülüdür, ibadet yeri içten 18. 30 m ölçüsünde kare bir mekandan ibarettir. Türk mimarisine göre oldukça büyük kubbelerinden biri ile üzeri kapalı olup kubbe yuvarlağına zengin mukarnaslı tromplarla geçirilir. Mihrap, kiliselerdeki apsidlere benzer şekilde dışa taşkın beş cephelidir ve bunun da üzeri yarım bir kubbe ile örtülüdür.

Ana mekânın ayrı ayrı her iki yanında yer alan tabhane odaları kubbelerle örtülüdür. Bu odalar ocaklı ve dolaplıdır. Sağ köşeye bitişik olan minarenin kürsü ve pabuç kısımları 15. yüzyıl özelliğini gösterirse de gövde 1766 depreminden sonra yenilenmiştir. Minber ve mihrap oldukça sadedir. 1945-1946 yıllarında yapılan restorasyon çalışmaları sırasında raspa edilen sıva ve badanalarının altından orijinal kalem işleri, yazı frizi ortaya çıkarılmıştır. Şadırvan da eskisinin yerine yeniden yapılmıştır.

İstanbul depremlerinden Davutpaşa Külliyesi de büyük ölçüde etkilenmiştir; 1648, 1766, 1782, 1855, 1894 depremleri son cemaat yerine, mihrap sofasına, medreseye, imarete, büyük kubbeye, minareye zarar vermiştir. Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde 6776 ve 8578 sayılı iki deftere göre Davutpaşa Camii, imareti, medresesi ve sıbyan mektebi Hassa Başmimarı Tahir'in kontrolünde 1766'da İsmail ve Abdullah isimli mimarlar tarafından onarılmıştır. 1945-1948, 1960 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü 1894 depreminden beri yıkık olan son cemaat yeri kubbelerini yenilemiştir."

Türbe: Türbe, Davutpaşa Camii’nin doğusunda kıble yönündedir. Camide olduğu gibi türbede de temiz bir taş işçiliği görülmektedir. Sekiz köşeli bir plana göre kubbeli olarak yapılmıştır. Girişinde iki sütuna dayalı bir sundurma saçağı vardır.

Türbe tüm cephelerde altlı üstlü ikişer pencere ile aydınlanır. İçi 7. 36 m çapındadır. Alt sıra pencereler bir silme ile çerçevelenmiştir. Üst pencereler ise klasik sivri kemerlidir. Türbenin kemeri üstündeki Arapça kitabede Derviş Davud adı okunur. Paşanın ölüm tarihi kitabenin dışına, kapı kemeri üstündeki lento taşına 1499 olarak yazılmış olup bunun sonradan yanlış olarak işlendiği tahmin edilir.

Medrese: Caminin kuzeydoğusundaki medrese, aradan geçen bir sokakla camiden ayrılmıştır. Osmanlı medreseleri tipinde revaklı bir avlu etrafında on altı hücre ve ortadaki büyük kubbeli dershaneden meydana gelmiştir. Medresenin yapımında Bizans yapılarından toplanan devşirme malzeme ile karşılaşılmaktadır. Bunlar arasında sütun başlıkları, değişik biçimde erken Bizans dönemine tarihlenen örnekler görülmektedir. Halil Edhem Eldem'den öğrenildiğine göre medrese, 1918'de büyük İstanbul yangınında evleri yananların işgaline uğramış, harap olmuştur. Halen harap durumdadır.

Sıbyan Mektebi: Sıbyan mektebi caminin doğusunda, bugünkü Davut Paşa Lisesi’nin bulunduğu yerde idi. Mektep, caminin avlu duvarı üstünde bulunuyordu. 1648 zelzelesinden sonra yapılan keşifte mektebin de tamire muhtaç durumda olduğu belirtilmektedir. Sonraları bina yıkılarak yerine bir okul yaptırılmıştır.

Çeşme: Çeşme, avlu kapısı dışındadır. Bugün İstanbul'da mevcut, kitabeli en eski Osmanlı çeşmesidir. Kesme taştan yapılmış ve son derece sade görünümlü olan çeşme kırık, sivri bir kemerden ibarettir. Kitabesinde külliyenin inşa tarihi yazılı olmasına rağmen Davud Paşa'nın "merhum" olarak anılmasından, çeşmenin Davud Paşa'nın ölümünden sonra yapıldığı anlaşılmaktadır.

Aşhane ve İmaret: Külliyenin aşhane ve imareti, vakfiyesinde hizmetlileri gösterir bir listeden ve 1648 zelzelesi sonrasında kaleme alınan keşif raporundaki "mütevelli odası, imareti ve me'kelhanesi (yemekhane)" şeklindeki ibareden anlaşılmaktadır. Ancak bu bölüm bütünüyle yok olduğundan yeri dahi bilinmemektedir.

Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi
Davutpaşa ile Kocamustafapaşa mevkii arasında, Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa, cami, kütüphane, sebil, çeşme ve şadırvandan oluşan bir külliye yaptırmıştır. Camisi Sultan I. Mahmud dönemini, Lale Devri mimarisini yansıtır. Barok ve rokokonun da İstanbul'a yansımasının öncüsüdür. Kitabesine göre 1734-1735 tarihlidir. Mermer minberi döneminin en güzel işçiliğini yansıtmaktadır. Türbesi caminin kuzeyinde Hekimoğlualipaşa Caddesi üzerinde bulunur.

Külliyenin kütüphanesi, avlunun Hekimoğlualipaşa Caddesi’ne açılan cümle kapısı üzerinde fevkani olarak inşa edilmiştir. Kütüphanenin tahta üzerine talik hatla yazılmış manzum kitabesiyle minyatürlü ve kıymetli bazı kitapları Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde, diğer kitapları ise Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Bina yakın zamana kadar Millet Kütüphanesi'ne bağlı bir semt kütüphanesi olarak kullanılmıştır.

Sebili, külliyenin kuzeyinde avlu kapısı ile türbenin birleştiği köşede yer alır ve çok zarif bir işçiliğe sahiptir. Kemerlerin üstünde cepheyi boydan boya dolaşan birer dizi halinde çiçek rozetleri, mukarnas, palmet ve kıvrık dal motifli dört friz, onların da üstünde her cepheye bir beyit rastlayacak şekilde, iki satır halinde yazılmış talik hatlı kitabe bulunmaktadır. Kitabe şair Vehbî'ye aittir.

Külliyenin dış avlu duvarından günümüze sadece Koca Mustafa Paşa Caddesi üzerindeki kapı ulaşmıştır. Külliyede cami ve sebilin içindekilerden başka üç çeşme daha vardı. Bunlardan Kocamustafapaşa Caddesi üzerinde olanı yolun genişletilmesi sırasında yıktırılmıştır.

Söz konusu çeşmelerden ikincisi Hekimoğlualipaşa Caddesi'nde avlu duvarının üzerindedir. Tamamen mermer kaplı olan çeşme, cepheden hafifçe dışa taşkın sivri kemerli niş şeklinde ele alınmıştır.

Bir diğer çeşme, mermerden yapılmış olup, cami avlusunda türbe duvarı üzerinde bulunur. Mermerden yapılmıştır.
 
Mescitler

Bıyıklı Hüsrev Mescidi
Davutpaşa'da Bıyıklı Hüsrev Sokağı’nda bulunuyordu. Sipahi çavuşlarından Bıyıklı Hüsrev tarafından yaptırılmıştır. Günümüze ulaşamamış olan eserin banisi, Çardaklı Hamam'ın karşısındaki mezarlıkta medfundur. Arsası şu anda Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Servis inşaat sahasına dahildir.

Davutpaşa İskelesi Mescidi
Davutpaşa İskelesi'nde sur haricinde bulunuyordu. IV. Murad zamanı defterdarlarından Bekir Paşa yaptırmıştır. 1957 yılında açılan sahil yolu sebebiyle yapıdan günümüze yazık ki hiçbir şey kalmamıştır.

Tekkeler

Beşikçizade Tekkesi
Üstdavutpaşa'da, Bekir Paşa semti, Çavuş Hamam Sokağı’nda bulunur. Murat Paşa Camii'nin yanındadır. Nakşi ve Halveti-Sünbüli tariklerine mensup bir tekkedir. Banisi Beşikçizade Şeyh Süleyman el-Halveti'dir.

Erdek Baba Tekkesi
Davutpaşa'da yeri ve kuruluş tarihi tespit edilemeyen bir tekkedir. Kaynaklarda farklı şekilde: Örtük Baba, Erdek Baba, Ördek Baba isimleriyle de anılmaktadır. Kadiriliğe bağlı olarak gösterilmektedir.

Etyemez Tekkesi
Davutpaşa İskelesi civarında Samatya Caddesi, Bayezid-i Cedid Mahallesi'nde bulunur. Şeyh Derviş Mirza Baba'nın kurduğu bir tekkedir. Sa'adi tarikine mensuptur.

Gümüş Baba Tekkesi
Davutpaşa'da Etyemez semtinde bulunurdu. Yapıdan günümüze bir şey kalmamıştır.

Hüseyin Lamekani Tekkesi
Davutpaşa semtinde, Davutpaşa Camii yanında Sultan Şah Mescidi civarında bulunur. Tekkenin banisi Şeyh Hüseyin Lamekani Efendi'dir. Bayrami-Melami Tekkesidir.


Ördek Baba Tekkesi
Hekimoğlu Ali Paşa semtinde bulunur. Nakşi-Bektaşi ve Kadiri tekkesidir. Banisi Zeynel Abidin Efendi'dir.

Şah Sultan Tekkesi
Davutpaşa'da Şah Sultan Mahallesi'nde bulunur. Şeyh Hüseyn-i Lamekani civarındadır. Halveti-Sünbüli Tekkesi'dir. Banisi Yavuz Sultan Selim'in kızı Şah Sultan'dır.

Zibçıkdı Tekkesi
Davutpaşa, Haseki Bostan Hamamı civarında Hekimoğlu Ali Paşa Caddesi'nde olduğu sanılmaktadır.

Medreseler

Şah Sultan Medresesi
Davutpaşa'da Sosyal Sigortalar Kurumu İstanbul Hastanesi'nin arka kısmında bulunuyordu. Burası, Tarhana Mektebi Sokağı ve Çavuşzade Camii Sokağı'nın kavşağına denk gelir. Medrese, aynı adlı külliyenin bir parçasıdır. Önceleri cami ve zaviyeden oluşan yapının, zaviye hücreleri 1574 yılında Şeyh Yakup için medreseye çevrilmiştir. Banisi Şah Sultan’dır. Eser, 1974 yılından önce yıkılmıştır.

Hamamlar

Davutpaşa İskelesi Hamamı
Samatya Caddesi'nde, Etyemez ile Küçüklanga arasında, İstanbul'un en eski kayık iskelesinin bulunduğu yerde yapılmıştır. Hamamı II. Bayezid'in sadrazamlarından Davud Paşa yaptırmıştır. Paşa'nın vakfiyesinde 34.500 akçe ile yaptırılan "Hamam-ı Küçük" diye ismi geçen mekan, bu hamamdır.

Servetinin büyük bir kısmını hayır işlerine harcayan, alim ve sanatçıları korumuş olan Davud Paşa’nın hamamı 15. yüzyılın sonlarında yaptırdığı tahmin edilmektedir. Hamam, "Zırhçı Hamamı" ismiyle de anılmıştır.

Eski kültürde, esnaf loncaları her peygamberin bir meslek grubuna dahil olduğunu çok iyi bilirlerdi. Davud Peygamber'in de zırhçı olması hasebiyle, Davud Paşa Hamamı, bunun için "Zırhçı Hamamı" olarak anılmıştır.

19. yüzyılın sonunda Davutpaşa İskelesi Hamamı, yapılan ilavelerle orijinal görünümünden uzaklaşmıştır. Önüne üç katlı ahşap bir ev eklenmiş, kadınlar kısmının camekanı da 1963-1964'te kahvehaneye çevrilmiştir. Bazı soyunma odaları da erkekler kısmından alınarak kahvehaneye katılmıştır. Günümüzde erkekler bölümüne ahşap evin altındaki kapı ve uzun bir koridordan girilmektedir. Girişte iki yanda yer alan peykelerin üzerine camlı ahşap soyunma odaları eklenmiştir. Ahşap bir merdivenle çıkılan buradaki soyunma odalarının önünde dar bir koridor bulunur. Ancak odacıklarda pencere olmadığından aydınlatma bir yandaki camlı bölmeden yapılabilmektedir, iç girişin sağında bir de çeşme yer alır. Buradan soğukluğa, oradan da sıcaklığa geçilmektedir. Tonoz ve yarım kubbelerle örtülü, kare planlı bu mekanların ilkinde duvara dayalı bir göbektaşı, diğerlerinde ise; birinde beşer, diğerinde üçer kurnanın yerleştirildiği sıcaklıklar bulunmaktadır. Kubbelerin eteklerine iri kıvrımlı kuşaklarla hareketli bir görünüm verilmeye çalışılmıştır.

Çavuş Hamamı
Davutpaşa'da Topçu Emin Sokağı’nda bulunuyordu. Banisi Sultan İbrahim'in hareminden Şekerpare Hubyar Kadın'dır. Bugün hamamdan hiçbir iz yoktur.

Çeşmeler

Beşikçizade Çeşmesi
Davutpaşa civarında, Beşikçizade Tekkesi bitişiğinde bulunur. 1692 yılında yaptırılmıştır. Bugün suyu akmamaktadır.

Davutpaşa Çeşmesi
Davutpaşa Mahallesi, Davutpaşa Camii kapısının dışındadır. 1485 yılında Davut Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bakımlıdır ve halen suyu akmaktadır.

Haznedar Usta Çeşmesi
Davutpaşa semtinde, Taş Mektep altındadır. Teknesi ve cephesi mermer olup ayna taşı kabartma tezyinatlıdır. 1792 yılında yaptırılmıştır. İki tarafından mihrapçık şeklinde muslukları mevcuttur. Bugün suyu akmamaktadır.

Kapıağası Ahmet Ağa Çeşmesi
Davutpaşa civarında, Manastır Mescidi avlu kapısı bitişiğinde bulunur. 1741 yılında Türk klasik mimari üslubunda yaptırılmıştır. Bugün suyu akmamaktadır.

Kethüda Gülbin Kadın Çeşmesi
Davutpaşa, Yavuz Mehmet Ağa Mescidi’ne bitişiktir. 1740 yılında kesme taştan yapılmıştır. Suyu akmamaktadır.

Yahya Efendi Çeşmesi
Davutpaşa Mahallesi, Medrese Çıkmazı Sokağı'ndadır. 1735 yılında kesme taştan yapılmıştır. Türk klasik mimari üslubundadır. Aynası mermerdendir. Bugün suyu akmamaktadır.

Hekimoğlu Ali Paşa Halk Kütüphanesi
Davutpaşa Mahallesi, Hekimoğlu Ali Paşa Caddesi'nde bulunur. Matedi Reisü'l-etibba Nuh Efendi'nin oğlu Ali Paşa'nın vakfıdır. 1735 yılında yaptırılmıştır. Bugün Millet Kütüphanesi'ne bağlıdır.

Davutpaşa Gençlik ve Spor Kulübü
Davutpaşa semtinin spor kulübüdür.1926 yılında Davutpaşa Ortaokulu mezunlarından İsmail Eriş, Ömer İpek, Emin Kumraloğlu, Salih Küpçü, Ahmet Ertuğrul, Ali Rıza Öğüt, Ahmet Ozuoğlu ve Fehmi Unç tarafından kuruldu. Forma renkleri turuncu- kahverengidir. 1940-1941 sezonunda lige katılan Davutpaşa Spor, uzun yıllar birinci ve ikinci amatör liginde yer almıştır.

Davutpaşa'ya dair bir hatıra...
Aydın Boysan, "İstanbul'un Kuytu Köşeleri" adlı hatıra kitabında Davutpaşa'dan şu şekilde bahseder:

"1920'li yıllar ... İstanbul'un Davutpaşa semtinde yaşıyoruz. Orası da neresi mi? Langa bostanlarından sonra, Etyemez'den önce gelir. Bizim evimiz önce semtin ortasından geçen demiryoluyla, o zaman eski Bizans surlarının dibinde başlayan deniz arasındaki ince şeritteydi. Daracık sıra evlerden birinde otururduk. Sonra tramvay yolu kuzeyinde Bekar Bey Sokağı'nda, İmam Efendi'nin evine komşu, iki katlı ahşap eve taşındık.

Marmara Denizi'ne yakın evimizin önünde bir meydancık vardı. O zaman hâlâ dağılmamış olan tulumbacılar, burada idman yapardı. Hani "Davutpaşa Mahkemeli" tulumbacı takımı da, koca İstanbul'un en ünlü -ve belalı- tulumbacılarıydı.

Semte adını veren Davut Paşa, Sultan II. Bayezid'in 1482-1497 yılları arasındaki sadrazamlarından... Bütün Osmanlı tarihinde, sadrazamlıktan azlini kendisi isteyen, ender kişilerden... Dimetoka'daki çiftliğinde inzivaya çekilerek eceliyle ölüyor. Bu da istisna!... Hayrına ve adına yaptırdığı cami, sade minaresiyle benzerlerinden ayrılıyor.

Rahmetli büyükannem beni bu camiye, Cemal Hoca'nın vaazlarına götürürdü. Hoca pek güleç yüzlü, neşeli bir din adamıydı. Cehennemin kötülükleriyle korkutmazdı da, cennetin parlak yaşamıyla eğitmeye çalışırdı. Ben bir gün Cemal Hoca'ya vaazdan sonra: "Cennette tramvaylar hep birinci mevki mi?" diye sormuştum. Azarlamamıştı.

O zaman İstanbul çöpleri evlerden, tek atlı arabalarla toplanırdı. Fatih'e kadar bizim büyük semtin çöpleri de bizim evin hemen arkasında denize boşaltılırdı. Lodos esiyorsa çöpler, deniz kıyısına birikir, üreyen katrilyon hesabı kara sinek bulutları, yaşamı zorlaştırırdı.

Öğretmen annem, aydın Cumhuriyet kadınıydı. Çok güzel ud çalardı. O Ud çalarken sinekleri kovmaya bir kişi ancak yetişirdi.

Davutpaşa'daki ikinci mekanımız, tramvay yolu kuzeyinde Bekar Bey Sokağı'ndaki ahşap evdir. İmam Efendi'ye komşu otururduk. Orada bir gece, sokağımızda müthiş bir gürültü koptu. İmam Efendi'nin evine hırsız girdiği söylentisi yayıldı. Semtin eli ayağı tutan bütün erkekleri sokağımıza üşüştü. Her şey komşu evler -bahçeler dahil- öyle arandı ki, olsaydı kesinlikle bulunurdu. İyi ki yakalanmadı. Bizim semtin aslanları İmam Efendi'nin malına göz koyanı yakalasalardı, öldürmeseler bile sakat bırakırlardı.

İçimde hâlâ ukdedir. İmam Efendi'nin güzel bir kızı vardı. Kısmeti çıkmış çıkmış, vermemişlerdi. Yaşı da "olgunlaşmış" sayılırdı. merak ederim. Acaba hiç vermediler de, kızı kuruttular mı? Öğrenemedim."  


Hazırlayan: Reyhan Çorak, Kentimistanbul Semt Kitapçıkları

 

davutpasa
Bu yorumu oyla x.png
Bu yorum yardımcı oldu mu?
Çok yardımcı Yardımcı Biraz yardımcı Hiç yardımcı değil
Mesaj Gönder x.png
Mesaj Başlığı:
Mesaj İçeriği:
Yoruma Cevap Yaz x.png
Mesaj İçeriği:
Bu yorumu editöre bildir x.png
Bu yorumun bildirilme sebebi?
Uygunsuz içerik var
Yorum birden fazla post edilmiş
Hakaret/yanıltıcı bilgi var
istanbul.com kurallarına uymuyor
0 YORUM -
Sen de yorum yaz;
send-button.png

Haberi Paylaş:
Diğer Semtler Haberleri

İlçeler
İSTANBUL RESİMLERİ
Günün Resmi
Günün Fotoğrafı
Rumeli Hisarı
© 1995-2012, Tüm hakları saklıdır. Hukuki Şartlar / Gizlilik
Elem tere fiş, kem gözlere şiş!
istanbul.com