Yazı: Nazlı Erdol
Goethe, onu üne kavuşturan, sokaklarda mavi ceket ve sarı pantolonla dolaşan gençler yaratan ve edebiyat dünyasında çığır açan “Genç Werther’in Acıları” adlı kitabını nasıl yazdı merak ediyor musunuz? Bir gecede nasıl Mirkelam misali ünlü oldu? Soruların cevabı, 16 Eylül’de gösterime giren Goethe’nin İlk Aşkı adlı filmde yatıyor.
Elbette bu hikayelerin süslenip, allanıp pullanıp önümüze öyle sunulduğunu biliyoruz ama bu ilgi çekmediği anlamına gelmiyor. Öncelikle Hollywood eli değmiş bir Alman filmiyle karşı kaşıya olduğumuzu belirtelim, yani entelektüel bir Avrupa filmi beklemeyin. Ancak tarihi olduğundan ötürü sıkıcı, karanlık ve ağır ilerleyen bir film de beklemeyin. “Goethe’nin İlk Aşkı” basit bir tanımla light bir Alman filmi. Biraz romantik, zaman zaman mizah öğeleri barındırıyor, bazense sizi dramı bol bir aşkın içine sürüklüyor.
“Goethe’nin İlk Aşkı” adından da anlaşılacağı gibi, Johann Wolfgang von Goethe’nin babasının zorlamalarıyla istemeye istemeye avukat olmaya çalışırken ilk aşkı Lotte ile tanışmasını ve ona olan aşkını konu alıyor. Ama tabii ki olay tanışmakla, birbirine aşık olmakla bitmiyor. Lotte’ye karşı pek yoğun hisleri olan tek kişi Goethe değil, savcı Albert Kestner de Lotte ile evlenmek niyetinde. Ortada maddi sıkıntılar ve çıkarlar da olunca bilin bakalım Lotte kendini kiminle nişanlı buluyor?
Goethe rolünde sinemaya 2007’de adım atmış Alexander Fehling’i izliyoruz. Rakibi Kestner ise Run Lola Run, Das Experiment, Munich, Der Baader Meinhof Komplex, Soul Kitchen, Solino, Im Juli gibi izlediğimiz hemen her Alman filminden fırlayan Moritz Bleibtreu… Bleibtreu’nun her zaman olduğu gibi gayet başarılı bir performans gösterdiğini de ekleyelim.
Uzun lafın kısası, “Goethe’nin İlk Aşkı” ağır bir tarihi film değil. Goethe’ye dair inanılmaz ipuçları da vermiyor. Ama ilk paragrafta sorduğumuz soruları biraz olsa yanıtlıyor. Genç, duygusal, zaman zaman kendine güvenini kaybetse de hırslı ve gözü yaşlı Goethe’yle tanışmak isterseniz sizi şöyle alalım…
|Nazlı Erdol









