Büyükada’da bir gün

Adımınızı attığınız anda tüm yorgunluğunuzu unutacağınız, tarihi iskelesinde sizi çocukluğunuzun karşılayacağı, temiz havasından sarhoş olacağınız Büyükada’dayız...

10.11.2014

Martıların yarenliğinde, keyifli bir vapur yolculuğunun ardından varacağınız bu masal diyarı, eminiz ki tek bir dokunuşla gününüzü sihirli kılacak. 

İstanbul’da güneşli bir yaz gününde yapacağınız belki de en güzel şey bir adaya gitmek olur. Öyleyse, bu güneşli günlerde yanınıza alacağınız bir tutam keyif, huzur ve neşeyle birlikte, buyrun İstanbul’un incisi Büyükada turuna…

Dokuz adadan oluşan İstanbul adalarının en büyüğü olan Büyükada’ya Kadıköy, Bostancı, Sirkeci ve Kabataş’tan kalkan deniz otobüsleri veya vapurlarla ulaşabilirsiniz. Deniz otobüsleri sayesinde zamandan büyük ölçüde tasarruf edecek olsanız da, bu gezinin vazgeçilmez bir parçası olarak gördüğümüz Şehir Hatları Vapurları’nı tercih etmenizi öneririz. Çünkü kelimenin tam anlamıyla keyfe yelken açarken, arkanızda bıraktığınız İstanbul’u ince belli bardakta içtiğiniz çay ve martılarla paylaştığınız simit eşliğinde izlemenin tadı bir başka oluyor. 

Büyükada turu

Büyükada’nın tarihi iskele binasından çıkar çıkmaz karşınıza çıkan restoran, kafe ve birbirinden leziz çeşitleriyle dondurmacılar başınızı döndürüyor. Bisikletleriyle dolaşan cıvıl cıvıl insanlar, envai çeşit kedi-köpekler ve elbette martılarıyla ada, sizi çoşkulu bir şekilde bağrına basıyor.

Büyükada’nın temiz havasının insanı hemen etkilediğini söylemeliyiz. Bu nedenle tura başlamadan önce saat kulesinin hemen solunda yer alan Café Pasticceria’da yapacağınız mükellef bir kahvaltı sizi yaşayacaklarınıza hazırlayacaktır. Kahvaltınızı yaparken adayı, hemen ilerinizde yer alan faytonlarla mı yoksa civarda günlüğü 10-15 TL’den kiralanan bisikletlerle mi dolaşacağınıza karar vermiş olursunuz.

buyukada

Biz, Büyükada’dan bugüne kadar sadece askerliği için ayrılmış olan, 70 yaşlarındaki Mustafa Çınar’ın eşliğinde faytonla Maden Mahellesi’nden başladık turumuza. Hedefimiz öncelikle Aya Yorgi Kilisesi.

Yol boyunca gördüğümüz Büyükada’nın kendine özgü evlerine, her bahçede rengarenk açan çiçeklerine bakmaya doyamıyoruz. Biz övgüler yağdırırken Mustafa Bey bizi uyarıyor ve “Henüz Nizam Mahallesi’nin meşhur köşklerini görmediniz” diyor.

Aynı yol üzerinde, sahil kısmında bulunan Naki Bey Plajı’nı ve Büyükada Su Sporları Kulübü’nü istemeyerek de olsa arkamızda bırakarak turumuza devam ediyoruz.

Bu arada size küçük bir tüyo; sadece Büyükada’da yiyebileceğiniz, seyyar arabada satılan gül şeklindeki el yapımı dondurmalarını Su Sporları Kulübü’nün önünde bulabilirsiniz. Ayrıca, Aya Yorgi Kilisesi’ne gelmeden önce yine Tur Yolu üzerinde bulunan, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Reşat Nuri Güntekin’in evini de görebilirsiniz.

Aya Yorgi mucizesi

Büyükada’da yapılacak 10 güzel şey arasında yer alan Aya yorgi Kilisesi görülmesi ve gezilmesi gereken önemli bir tarihi yapı.

Aya Yorgi Kilisesi’ne çıkan yokuşun başındaki meydan tam bir şenlik yeri. Sizi kiliseye götürmek için bekleyen eşekler, Lunapark Gazinosu’nda öğlen yemeği için mola vermiş insanlar, çam ağaçları ve faytonlarıyla rengarenk bir görüntü çiziyor.

aya-yorgi-kilisesi

Aya Yorgi Kilisesi’ne, ya yaya ya da bu iş için orada hazır ve nâzır bekleyen eşeklerle de çıkabilirsiniz. Aya Yorgi Kilisesi’ne ‘çıkmak’ dedik çünkü sizi uyarmalıyız ki bu yol uzun ve çok dik. Bu nedenle kiralanan eşekleri tercih edebilirsiniz.

Eşekle yolculuğun başlangıcında biraz ürküyorsunuz; “Dengede duruyor muyum acaba?”, “Beni üzerinden atmaz herhalde”, “Ay yanlış yola girmese bari!” gibi kaygılar duysanız da sonradan rahatlıyorsunuz. Çünkü eşekler, Aya Yorgi Kilisesi’nin yolunu çok iyi biliyorlar. Onlar sakince sizi taşırken, siz ayaklarınızın altında uzanan İstanbul manzarasının keyfini sürüyorsunuz. Yokuşun her kademesinde İstanbul bir başka güzel görünüyor gözünüze.

Büyükada’nın 202 metre yüksekliğindeki Yüce Tepe’de bulunan Aya Yorgi Kilisesi ve civarı için tek kelimeyle “Büyüleyici!” diyebiliriz. Kilisenin sağında papazların kaldığı lojmanlar ve şimdilerde kapalı olan küçük manastır var. Solunda ise bir şeyler atıştırabileğiniz Yüce Tepe Gazinosu bulunuyor. Aya Yorgi Kilisesi’nin dört bir tarafında ise Marmara Denizi tüm ışıltısıyla yüzünüzü aydınlatıyor. Büyükada’nın iki tepesinden biri olan Hristos Tepesi (İsa Tepesi) de hemen karşınızda yer alıyor.

Aya Yorgi Kilisesi’nde dilenen dileklerin gerçekleşeceğine dair güçlü bir inanç var. Bu yüzden kilisenin içinde bulunan camekan dolapta bir çok sayıda saat, kolye gibi eşyalar gördüğünüz zaman şaşırmayın. Onlar, dilekleri kabul olanların küçük bir teşekkürü. Ayrıca yine kilisenin içinde bulunan manastır suyunun da şifalı olduğuna inanılıyor. Öyle ki felçli insanların Yüce Tepe’den yürüyerek aşağı indiğine dair rivayetler anlatılıyor.

Büyükada’nın temiz havasının insanı hemen acıktırdığını söylemiştik. Aya Yorgi Kilisesi’nde dilek dileyip mum yaktıysanız buyrun Yüce Tepe Gazinosu’nun birbirinden lezzetli et yemeklerine. El yapımı şaraplarından istemeyi de unutmayın…

Buyukada'da çamların altında…

Aya Yorgi Kilisesi’nden indiğinizde karşınızdaki çam ağaçlarıyla kaplı ormanlık alanda yapacağınız 20 dakikalık bir yürüyüş sonrasında görecekleriniz tarihi olarak büyük önem taşıyor. Size sadece kozalakların ve kuş seslerinin eşlik ettiği bu yürüyüşte, “dünyanın en büyük ahşap binası” unvanını halen koruyan Rum Yetimhanesi’ni görme şansına sahipsiniz. Yaklaşık 30 yıldır boş olan yapı, bir asrı devirmesine rağmen heybetli mimarisiyle zamana meydan okuyor.

buyukada-rum-yetimhanesi

Rum Yetimhanesi’nin biraz ilerisinde bulunan Hristos Manastırı ise bahçesinde bulunan tavukları, koyunları ve meyve ağaçlarıyla tam bir masal diyarı. Yandaki küçük mezarlıkta da manastırın inşatında çalışmış işçiler ile manastırda görev yapmış papazların mezarları bulunuyor.

Büyükada’da aşk başkadır!

Hristos Manastırı’ndan Nizam Mahallesi’ne devam etmek isterseniz yolculuğunuza faytonla devam edebilirsiniz. Bu arada, yolunuzun üzerinde bulunan Aşıklar Yolu ve Dilburnu’nda bir yürüyüş yapmadan Büyükada’dan ayrılmamanızı öneriyoruz. Biz de öyle yaptık ve Aşıklar Yolu’nda huzurlu bir yürüyüşün ardından Aşıklar Gazinosu’nda denize karşı, semaverde çay keyfi yaptık. Çam ağaçlarının sizi hiç bırakmadığı bu bölge için hissettiğimiz tek şey “huzur”.

Yürüyüşünüz esnasında biraz serinlemek isterseniz hemen solunuzda uzanan Prenses Koyu ve Yörük Ali Plajı’nı es geçmeyin deriz. Motorlarla denizden ulaşılan Yörük Ali Plajı insanın gerçekten de aklını çeliyor.

Hazır bu bölgeye gelmişken Osmanlı döneminden kalan tarihi Con Paşa Köşkü ile Troçki’nin Büyükada’da kaldığı Arap İzzet Paşa Köşkü’nü görmenizi öneririz. Bu arada, Mustafa Bey’in yolculuğumuzun başında yaptığı uyarıya hak veriyoruz. Zira, Nizam Mahallesi’nde bulunan köşkler gerek mimarileriyle, gerekse rengarenk, bakımlı bahçeleriyle insana masallardaki prenseslerin hâlâ yaşadığını düşündürtüyor.

Vapuru kaçırma vakti!

Büyükada’da zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan. Bu yüzden dönüşte bir koşturmacadır alıyor sokaklarda. Dönüş saatlerinin yoğunluğunda biraz şansınız varsa boş bir fayton bulabilir ve iskelenin tam karşısında bulunan Yıldızlar Gazinosu’nda güneşin batışını izleyerek veda edebilirsiniz Büyükada’ya. İşte tam bu esnada, bir kıpırdanmadır başlıyor içinizde. Vapurun iskeleye yavaş yavaş yaklaştığını görüyor ama gitmek istemiyorsunuz. Ani bir karar değişikliği ile dönmeyi planladığınız vapurun iskeleden uzaklaşmasını izlemek ve gidenlere el sallamak anlatamayacağımız bir heyecan. Bu arada, Büyükada’dan Bostancı’ya gece 00.30’a kadar vapur var. Bu yüzden turunuzu acele etmeden keyifli akşam yemeği ile tamamlayabilirsiniz.

Büyükada'da Ne yesek? Nerede kalsak?

Büyükada’da geceyi geçirebileceğiniz irili ufaklı pansiyonlar olduğu gibi, bulunduğunuz yerden fazla uzaklaşmadan Hotel Prenses Büyükada veya Büyükada’nın en eski otellerinden Hotel Splendid Palace’yi tercih edebilirsiniz. Güzel manzarası ve özel atmosferiyle Aya Nikola Koyu’nda yer alan Aya Nikola Pansiyon’u da öneririz.

Akşam yemeği için iskelenin yan tarafında dizilen restoranlar arasında seçim yapmakta eminiz ki zorlanacaksınız. Hemen söyleyelim, bu restoranların hepsinde et ve balık çeşitlerinin en lezzetlisini yiyebilirsiniz. Ama 1935 yılından beri hizmet veren Milto Restaurant’ta kalamar ve ahtapot yemenizi özellikle tavsiye ederiz. Yemek esnasında, karşınızda ışıl ışıl sizi selamlayan İstanbul’a kadeh kaldırmayı da unutmayın.

Büyükada gecelerinin belki de en önemli geleneklerinden biri de bir külah dondurmayla sahilde yürüyüşe çıkmak. Bu nedenle yemekten sonra tatlı olarak size dondurma öneriyoruz. İskelede bulunan Prinkipo Dondurmacısı veya hemen karşısındaki yaklaşık üç kuşak aynı yerde hizmet veren Roma Dondurmacısı’ndan aldığınız dondurmalarınızla Kenan Evren Parkı’ndan Büyükada Su Sporları Kulübü’ne kadar yürüyebilir, geceleri çok güzel programlar düzenleyen Turing Kültür Evi’ndeki konserlere katılabilirsiniz.

Ardından atların nal sesleri eşliğinde, sadece Adalıların kaldığı, yabancı hiç kimsenin bulunmadığı Büyükada sokaklarında yürüyerek konaklayacağınız yere dönebilirsiniz. Bu arada, Büyükada’nın martılarına bakmayın siz. Onlar sabaha kadar uyumuyorlar.

Büyükada'dan İstanbul’a dönüş!

Sabah uyandığınız gibi pencerenizi açın ve tertemiz ada havasını, yeşille mavinin buluştuğu, eşi benzeri olmayan manzarayı içinize doldurun. Büyükada Naki Bey Plajı'na yaz dönemindeyseniz denizine girin. Ve dönerken tüm bunları ve Büyükada Fırını’ndan galeta, İran poğaçası ve tarçınlı, damla sakızlı kurabiyelerden almayı unutmayın. 

Büyükada’da bir gün; huzur, keyif, neşe ve sağlık demek. Bunlar size aktardıklarımız. Yazmadıklarımızsa Büyükada’nın inci tanesi güzelliğinde saklı… 

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?