Çığır Açıcı Bir Eser: Şakirin Camii

Kubbesinden şadırvanına her yönüyle görenleri şaşırtan, tartışma yaratan bu küçük ve sempatik caminin, özellikle Türkiye’de cami tasarımı ve mimari alanında bir devrin başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz.

09.07.2017

İstanbul’un Anadolu Yakası’nda Karacaahmet Mezarlığı’nın bir köşesinde 4,5 yılda bitirilen Şakirin Camii, önce yabancı basının dikkat çekmesiyle gündemimize oturdu. Ardından 2009 yılında Mayıs ayındaki açılışı ile küçük çaplı bir sarsıntıya neden oldu. Kubbesinden camlarına, mihrabından şadırvanına, kısaca tepeden tırnağa her yönüyle görenleri şaşırtan, tartışma yaratan küçük ve sempatik caminin, özellikle Türkiye’de cami tasarımı ve mimari alanında bir devrin başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye’nin en hayırsever insanların başında gelen Semiha Şakir ve Suudi eşi İbrahim Şakir anısına İngiltere'de yaşayan çocukları Gazi, Gassan ve Ghada Şakir tarafından yaptırılan caminin mimarı Hüsrev Tayla. Ancak mimar Tayla, bazı nedenlerden dolayı caminin yapımından erken ayrılmış, projeyi bitirmesi için bir öğrencisine devretmiş. Kapalı ve açık otoparkı olan, 10 bin metrekarelik bir alana inşa edilen ve 500 kişi kapasiteli kare planlı Şakirin Camii'nin iç dekorasyon ve tasarımı Zeynep Fadıllıoğlu tarafından gerçekleştirildi.

Yola çıkarken amaçlarının klasik mimariyi modern çizgilerle buluşturmak olduğunu her fırsatta söyleyen Zeynep Fadıllıoğlu, Türkiye’de olduğu kadar dünyada da ünlü bir isim. Ama içeride görülenlerin hepsi de ona ait değil. Çok çeşitli sanatçılarla, ustalarla çalışılmış. Ortaya güzel bir eserin çıkabilmesi için de sanatçıların bir uyum içinde çalışmaları kaçınılmaz bir gereklilik. Burada tasarımcı olarak Fadıllıoğlu’nun omuzlarında epey bir yük olduğu anlaşılıyor. Üstelik kendisinin, bir caminin içini tasarlayan ilk kadın unvanını aldığını da düşünürsek işinin bir hayli zor olduğu hemen belli oluyor.

Şakirin Camii

Pek çok yönüyle ilginç ayrıntıları barındıran caminin yapımının 4,5 yılı bulduğu söyleniyor. Türkiyeli ve yabancı sanatçıların da birlikte çalıştığı caminin ilginçliği, daha dış görünümünden başlıyor. Karacaahmet Mezarlığı'ndaki asırlık servilerin arasından önce kubbeden bağımsız iki minare görülüyor. Minarede, ezanın hoparlörle yayılacağı fikri ile şerefe yapılmamış. Dışarıdan oldukça sade görülen caminin kubbesi ise ‘kabuk kubbe’ olarak adlandırılan biçimde ve balık pulu formunda alüminyum kompozit levhalarla kaplanmış. Ultra modern ışık efektleriyle kubbenin gece mavi bir görüntüye bürünmesini sağlayan tasarım İngiliz sanatçı Arnold Chan imzalı.

Ancak mimariyle daha yakından ilgilenenler, caminin dışarıdan görüntüsünün, ünlü mimarlarımızdan Vedat Dalokay’ın Ankara Kocatepe Camii için hazırladığı projeye bir hayli benzediğini hemen fark ettiler. İlginçtir, Vedat Dalokay’ın projesi, kabuk kubbenin ayakta duramayacağı gerekçesiyle reddedilerek mimar Hüsrev Tayla’nın klasik cami projesi kabul edilerek yapılmıştı. Şimdi ise, Üsküdar’da karşımızda duran, kabuk kubbesiyle Hüsrev Tayla’nın camisi.

Tarihin cilvelerini bir yana bırakıp camiye doğru yöneldiğinizde gri renkli taşların hakim olduğunu görüyorsunuz. Camini yapımında koyu gri renkli Kayseri taşı kullanılmış. Uygulama, tanınmış mimar aynı zamanda ressam Kadir Akorak'a ait.

Yatık ve kolay çıkılabilen merdivenler bizleri iç avluya götürüyor. Hemen karşınıza gelen küçük havuz, şadırvan niyetine yapılmış. Ortasında da kâinatı simgeleyen küre yerleştirmişler. Londra'nın ünlü su heykeltıraşı William Pye tarafından saydam bir kubbe olarak tasarlanan küçük küreye nereden bakarsanız bakın caminin ve minarelerin görüntüsünü görüyorsunuz.

Şakirin Camii

Artık caminin içine girme vakti. Dışarıdan kabuk kubbe dışında çok fazla dikkat çekmeyen yapının girişi de fazla iddialı değil. Hatta son cemaat yerinin fazlasıyla sade olduğunu bile söyleyebiliriz. Ama asıl sürpriz içeride. Camiden içeriye adımını attığınız an, sizi turkuaz mavisiyle çevrelenmiş, ortası sapsarı mihrap karşılıyor. Öylesine güzel bir karşılama ki bu, bir an durup bu güzelliği, sizde uyandırdığı duyguları özümsemeye çalışmamak elde değil. Hakkında çok şey söylenen mihrabın sanki bir nazar boncuğu gibi tasarlandığı izlenimi uyanıyor hemen.

Mihrabın yanındaki minber ise daha açık sarı renginde ve üzerinde uzaktan bakıldığında sanki yazılar var gibi. Ama hayır, yakına gidildiğinde 12 basamaklı minberin merdivenlerinden dışına kadar üzerinin yaprak motifleriyle işlendiğini görüyorsunuz. Marmara Üniversitesi Resim Bölümü Başkanı Tayfun Erdoğmuş'un tasarımında yapraklar kâinatı temsil amacıyla yapılmış. Mihrap öylesine etkileyici ki, yerde yumuşacık özel olarak dokunmuş deve tüyü halıyı ancak fark ediyoruz. Halının üzerinde namaza duranların yerleri zarif bordo çizgilerle belirlenmiş.

Camideki her bir ayrıntı için, her özel bölüm için o işin ustasıyla çalışılmış. Örneğin caminin içini neredeyse bir duvara ötekine kaplayan pleksi, metal, ayna ve camın bir arada kullanıldığı avize tam üç sanatçının imzasını taşıyor.

Vitray ustası Orhan Koçan cam pleksi ve metallerini oluştururken Nahide Büyükkaymakçı kristalleri yapmış ve iç içe geçen büyük daire şeklinde bu avize meydana gelmiş. Üç halkadan oluşan avizenin üzerinde Allah'ın 99 ismi ve Nur Sûresi yer alıyor. Sureler de ünlü hattat Hüseyin Kutlu’nun elinden çıkma.

Şakirin Camii

Ama ne iç içe geçen daireler, ne avizenin büyüklüğü. Burada insanı etkileyen asıl detay, dairenin kenarlarından aşağıya doğru usul usul akıyor hissini uyandıran kristalden su damlaları. Bunun ardında yatan düşünce de ayrı bir güzelliği gösteriyor: İbadet eden insanların üzerine yağmur (rahmet) yağıyor hissini uyandırmak.

Şakirin camisi, üç yanı da camlarla kaplı bir mekân. Pek çok caminin ve hatta pek çok ibadethanenin aksine ışık içinde. Bu aydınlık mekân tasarımı, iç ve dış mekânı bir kılıyor. İçeriden dışarıyı oldukça rahat görüyorsunuz ama camlardaki demir parmaklıkların orijinal dizaynı sayesinde dışarıdan içeriyi görmeniz epey zor. Camların ilginçliği bununla da sınırlı değil. Her bir pencere kanadı, Kur’an sayfaları gibi biçimlendirilmiş. Uzaktan bakıldığında sanki beyaz sayfaların üzerinde altın varaklarla yazı yazılmış gibi. Sanki kutsal kitabın içindesiniz ve bu atmosferde, umduğunuz, yakardığınız, şükrettiğiniz her şeyde o inandığınız kitap yardımınıza geliyor; size destek oluyor.

Kubbe, cami mimarisinde hem içeriden, hem dışarıdan önemlidir. Dışarıdan yarı kabuk kubbenin farklılığını görmüştük. İçeride ise ana kubbe zemin renginde Tophane işi renklerden esinlenildiğini görüyoruz. Camlardan arta kalan duvarlarda kırmızı renk ağırlıkta.

Topkapı Sarayı'nın kalemkârı Semih İrteş'in nakşettiği kubbenin ortası hattat Hüseyin Kutlu'nun işçiliğinden çıkan Fatır Sûresi, etrafı ise Mülk sûreleriyle çevrili. Satır aralarındaki desenler yine ünlü bir sanatçı olan Orhan Koçan'ın elinden çıkmış. Kenarları ise Allah (cc), Muhammed (sas), Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz Ali, Hasan ve Hüseyin isimlerinden oluşan levhalar süslüyor.

Şakirin Camii

Nakkaş Semih İrteş, her ciddi, büyük yapıda bir senaryo, bir düşünce olması gerektiğini vurgulayarak burada da önce senaryonun kurulduğunu, sonra görsel duruma getirildiğini belirtiyor. Tıpkı kemerleri birbirine bağlayan, çarkıfelek bir sistem içinde tasarlanan kubbe ve kuşak yazılarında olduğu gibi. Buradaki çarkıfelekle evrendeki dünyanın ve gezegenlerin dönüşünü anlatmaya çalıştıklarını söylüyor. Camideki hatların hepsinin 23 ayar altın varaktan yapıldığını ve iki sene sürdüğünü de hemen satır arasında belirtelim. Camideki tüm ayetleri Şakirin kardeşlerin seçmiş olması da ilginç bir bilgi bizim için.

Camide Osmanlı ve Selçuklu motifleri birlikte kullanılmış. Selçuklu motiflerini en belirgin olarak Kadınlar Mahfilinde balkonda kullanıldığını görüyoruz. Korkuluklar dantel gibi, delikli tül gibi; ışık ve gölge oyunlarıyla bir gizemli hava yaratılıyor.

Camide temizlik hep ön planda. Sadece beş yıldızlı otellerde görmeye alıştığımız tuvalet ve abdesthane, kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı düşünülmüş. Özel bir şirkete verilen temizlik işleri sayesinde cami sürekli temiz tutulacak ve güvenlik görevlileri tarafından korunacak. Bunlara ilaveten eğitim amaçlı bir ekran, havalandırma ve ısıtma sistemi, projeksiyon makinesi, ses düzeni de unutulmamış.

Şakirin Camii

Dışarıda müze olarak açılan bölümde müzayede evi Sothebys'den satın alınan dört parça Kâbe örtüsü ile İznik çinisi koleksiyonları ve ailelerinden kalan Türk İslam eserleri sergileniyor. İleride böyle değerli parçaların daha da artacağını umuyoruz.

Şakirin camisinin İslam aleminin olmasa da Türkiye’nin en modern camisi olduğu kesin. Hatta BBC'den Dorian Jones’in, “Türkiye’de nesillerdir devam eden cami tasarımları arasında en radikali” olarak nitelediğini de belirtelim.

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?