Hadi gel buluşalım, o güzel çınarın altında…

İstanbul, ilginç tarihine tanıklık eden asırlık çınarları ile de dikkate değer bir kent. Ve bazı semtleri var ki, çınarları ile özdeşleşmiş, çınar altları ile ünlenmiştir; tıpkı Beyazıt, Emirgan, Çengelköy gibi... Gelin çınar altında buluşalım bu kez.

19.04.2017

İstanbul’un yaşayan tarihi mekânlarının başında asırlık çınarların gölgelendirdiği meydanlar, semtler geliyor. "Çınar altında buluşalım" sözünü kaç ünlü yazar, kaç şair, kaç sevgili kullanmıştır acaba? Biz de bu kez, İstanbul'un ünlü çınar altlarına uğrayalım istedik.

Kedili Kütüphane’nin Semti Beyazıt

Çınar altı denilince İstanbul'da ilk akla gelen yer Beyazıt Camisi ile Devlet Kütüphanesi arasında, ulu ağaçların mekânıdır. Beyazıt Çınar altı, onlarca yıldır üniversite öğrencilerinin, kitap meraklılarının hatta turistlerin buluşma yeri oldu. Bunda elbette üniversiteden Kapalıçarşı'ya giden yol ile üzerindeki tarihi Sahaflar Çarşısı'nın rolü büyük. Birbirinden ilginç bilgileri barındırıyor bu meydan. Öncelikle 'Çınar altı' diyoruz ama buradaki ihtişamlı ağaç bir kestane! Daha gösterişsiz olanı ise çınar. Ama Türkiye'de bir âdet var belli ki; gösterişli, ulu bir ağaç, mutlaka çınar olarak adlandırılıyor.

Çınar altına oturduk, kahvemizi söyledik. Meydanı çevreleyen yapıları şöyle bir gözden geçirebiliriz: Beyazıt Camii, adını aldığı II. Beyazıt tarafından 1501-1505 yılları arasında yaptırıldı. Tam karşısındaki Beyazıt Kütüphanesi ise bir zamanlar caminin imarethanesiydi. Daha sonra atların ahırı olarak kullanılan yapı, 1884 yılında kütüphaneye çevrildi. Uzun yıllar Milli Kütüphane olarak bilinen ve bünyesinde 500 binin üzerinde kitap, basılı eser bulunduran Beyazıt Kütüphanesi, bir zamanlar Kedili Kütüphane olarak da bilinirdi. 1930'lu yıllarda Milli Kütüphane Müdürü İsmail Saib Bey, kütüphanesinde yüzlerce kediye kucak açmasıyla ünlenmiştir.

Az ilerdeki İstanbul Üniversitesi’nin görkemli giriş kapısı tüm meydana bakar vaziyettedir. Önceleri fetihten sonra Fatih tarafından yaptırılan saray bulunuyordu. Saray daha sonra Sultanahmet'teki Topkapı Sarayı’na taşınmış, burası Harbiye Nezareti olarak kullanılmaya başlanmış, Cumhuriyet döneminde ise Üniversite'ye döndürülmüştür. Beyazıt Meydanı hafta sonlarında zaman zaman değişen pazarlara da ev sahipliği yapar. 40-50 yıl önce eski paralar, eski yazmalar ağaçların altında görücüye çıkardı, sonra devir değişti, Doğu Avrupa ve Rusya'dan getirilen eşyalar satılmaya başlandı.

Bir zamanlar bu meydanın ortasında bir havuz bulunduğunu, tramvayların bu havuz etrafında dönerek yollarına devam ettiklerini kısaca hatırlatıp buradaki molamızı sonlandıralım artık. Gölgesinde nice ünlü edebiyatçı, yazar, gazeteci hatta bilim insanının soluklandığı çınar altı yeni müdavimleri ile yaşamaya devam ediyor. İsteyen eski günlerini arar hale gelen Sahaflar Çarşısı'nda oyalanır, isteyen Kapalı Çarşı'nın labirent sokaklarında kaybolabilir. Bir başka seçenek de Laleli, Vezneciler veya Mercan'dan Eminönü yönlerine gitmektir.

Kedili Kütüphane'nin Semti Beyazıt

Emirgân’da Çınarın Gölgesinde Dergi Kuruldu

İstanbullu uzun yıllar, özellikle baharın ilk günlerinde, soğuktan bıkıp da azıcık güneş gördüğünde "Haydi, Emirgan Çınar altında bir çay içelim" davetiyle baharı karşılardı. Buranın aynı zamanda kâğıt helvası da ünlüydü. Emirgan Çınar altı, kimi kaynaklara göre 1854'ten bu yana gölgesinde insanları ağırlamaya devam ediyor. Üstelik zamanında epey ünlü isimler de burada keyifli mi keyifli sohbetler yaparmış. Örneğin Yahya Kemal, Faruk Nafiz Çamlıbel, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Behçet Kemal gibi yazar ve şairler haftanın salı ve cuma günleri burada buluşur, derin sohbetlere dalarlarmış; tabii etraflarında bir dolu çömez ve hayranlarıyla. "Çınar altı Sohbetleri" bir akademi, bir okul gibi olduğunu yazıyor kaynaklar. Buradaki buluşmalar Orhan Seyfi Orhon'a "Çınaraltı" isimli edebiyat dergisini bile çıkartmaya iteler.

Emirgan'daki çınar altları şu anda en lüksünden en hallicesine kadar çeşit çeşit kafe ve çay bahçesine ev sahipliği yapıyor. Hangisi hoşunuza giderse; en mükellefinden dolu dolu bir kahvaltıya veya sadece çay, simide talim edebilirsiniz. Yolun bir yanında 1781 yılında I. Abdülhamit tarafından yaptırılan kısmen ahşap camii, az ötede ise 1844 yılına tarihlenen, Sultan Abdülmecid'in yaptırdığı şu an büfe gibi işlev gören Muvakkithane yer alıyor. (Biliyorsunuz ama yine de hatırlatalım: Muvakkithaneler, camilerin yanında kurulan ve güneşin hareketlerine göre namaz saatlerinin ayarlandığı yer.) Yukarı doğru ilerlerseniz, her zaman çok önemli sergilere ev sahipliği yapan Sabancı Müzesi’ni göreceksiniz. Cami ile yukarı doğru giden yolun köşesinde ise cami ile aynı zamanda yaptırılan tarihi çeşmenin hâlâ suyu akıyor!

Emirgan Çınaraltı

Kuzguncuk Çınar Altı Can Baba’nın Mekânıydı

Dizilerden epey meşhur olan Kuzguncuk, şöhretin kötü etkilerinden mümkün mertebe uzak durmaya çalışarak, otantik halini hâlâ yaşatıyor. Anadolu Yakası’nın pek çok semti gibi burası da şirin bir köy havasında, 'İstanbul'da ama değil' tarzında gerçekten şirin, sempatik bir semtimiz. İster çay, kahve sohbetine

isterseniz keyifli bir kahvaltıya gidebileceğiniz Kuzguncuk Çınar altı, hemen otobüs durağının arkasında. Çınarların çevrelediği deniz kenarındaki minik meydan, devasa hale gelen İstanbul ölçülerine göre küçük kalıyor ama, özellikle buralılar için bulunmaz bir nimet. Üstelik ağaçların altında otururken dışarıdan da yiyecek getirebiliyorsunuz, ama içecekler buradaki kafeden alınıyor. Kuzguncuk Çınar altı da ünlü isimleri ağırlıyor. Örneğin Can Yücel röportajlarını dahi burada yapardı. Eh, onun keyifli ve zihin açıcı sohbetlerine katılmak isteyen nice edebiyatsever de buradaydı.

Kuzguncuk'ta keyif sadece çay bahçesiyle bitmiyor. Eğer sohbet uzar ve akşama sarkarsa İstanbul'un en ünlü balıkçı lokantası İsmet Baba, hemen meydanın bitiminde, deniz kenarında. En lezzetli balıklar burada, bizden söylemesi.

Kuzguncuk'a kadar gelmişken artık İstanbul'da tek tük kalmış, iki yanı tamamen ağaçlı, serin, tam bir mahalle havasını yansıtan İcadiye Caddesi’nde dolaşıp, sağlı sollu, birbirinden şirin evlerin sıralandığı sokakları, bir zamanlar Rum, Ermeni ve Türk cemaatlerin birlikte yaşamalarının göstergesi kiliseleri fotoğraflayarak da vaktinizin nasıl geçtiğini anlayamazsınız.

Kuzguncuk Çınar Altı Can Baba’nın Mekânıydı

700 Yaşındaki Çınar

Çengelköy de zaman zaman dizilere ev sahipliği yapan bir semtimiz. Boğaz'ın Anadolu Yakası’ndaki bu tarihi semtin çınarlı meydanı elbette yine sahilde ve bir cami ile vapur iskelesine komşuluk yapıyor. Çengelköy, Kuzguncuk'a nazaran daha telaşlı, yolun iki kıyısındaki dükkânlarla daha bir hareketli. Bu nedenle çınar altı meydanı birden 'Ohh' dedirtiyor insana. Buradaki çınarın yaşının 700'ü devirdiği rivayet ediliyor. Çınar öylesine ihtişamlı ki, meydanın bir köşesindeki Hamdullah Paşa Camii, Çınarlı Camii olarak anılıyor yıllardır. Bir yanda balığından midyesine her türlü lezzetli sunan lokanta da mevcut, çay servisi yapan kafe de. Dilerseniz dışarıdan yiyecek getiriyorsunuz; buranın böreği, simidi epey ünlü ama içecekleri buradan söylemelisiniz. Çengelköy, Boğaziçi’nin İstinye’den sonraki en geniş koyu, balıkçı tekneleri sıra sıra... Bazı anı kitaplarında 18. yüzyılda Çengelköy koyunda sonbaharda mehtabında büyük şenliklerle balık avı yapıldığı, laternaların çaldığı ezgiler eşliğinde lüferden tutun kılıç balığına kadar neler neler avlandığı anlatılıyor.

Lezzetli bir Boğaz balığı yemek istiyorsanız köşedeki İskele Restoran, sohbetlerini özellikle akşam yapmak isteyenleri bekliyor. Boğaz'ın güzelim manzarasını neredeyse Osmanlı ile yaşıt tarihi çınarın gölgesinde seyretmek ayrı bir keyif olmalı.

700 Yaşındaki Çınar

Tophane’de Nargile Sefası

İstanbul'un göze batmayan ama ilginç yerlerinden birisidir burası. Koşullar ne olursa olsun yaşayan bir yer. 70'li yıllarda blue jean’lerin, convers’lerin ve bilumum bulunmayan Amerikan mallarının satıldığı 'Amerikan Pazarı' olarak ünlenmişti. Zaman değişti, sokak ortalarında bile blue jean’ler satılmaya başlayınca bu dükkânlar için Tophane'ye gitme nedeni ortadan kalktı derken, buraları yine revaçta olmaya başladı. Nasıl mı? Toplu nargile içim alanı olarak! Son yıllarda artan nargile merakını iyi değerlendiren dükkân sahipleri çınarlar altındaki alanları minderler, armut koltuklar, yastıklarla donatarak sanki 'yan gel yat, biraz keyif çat' diyorlar. Cadde tarafında Nusretiye Camii ile Kılıç Ali Paşa Camii, deniz tarafında ise eski İstanbul Modern ile çevrelenen bu gözlerden uzak çınar altları sadece nargile ya da sigara yasağından bunalanları değil, laptop’unu, ipod'unu kapıp açık havada çalışmak isteyenleri de çekiyor.

Tophane'de Nargile Sefası

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?