Heybeliada’da Sefaya Dalmanın Tam Zamanı İstanbul!

Adanın keyfini anlatan meşhur şarkıda “Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık…” der Yesari Asım Arsoy… Her gece mehtaba çıkamasanız da güzel bir hafta sonu kaçamağı için ideal bir yerdir bu nadide ada.

22.06.2017

Adaların müptelası olanlar iyi bilir, ada keyfi vapura biner binmez başlar. Şanslıysanız vapurun güvertesinde açık havada kendinize iyi bir yer bulursunuz. Marmara’nın yüzünüzü hafifçe okşayan rüzgarına saçlarınızı bırakıp elinizdeki simidi martılarla paylaşmaya başlarsınız.

Etrafınızı saran gençlerin ve çocukların gevezelikleri, martıların çığlıkları ve vapura vuran dalgaların sesiyle rahatlarken, gittiğiniz uzun yolun farkına bile varmazsınız. Sonra iskeleleri sırası ile saymaya başlarsınız; Kınalıada, Burgazada ve işte yemyeşil heybeti ile Heybeliada!

Prens Adaları’nın ikinci büyük adasıdır Heybeliada. Bana hep diğer adalardan daha heybetli gelen duruşu ile hayatımın en özel köşelerinden birini oluşturur. Yıllarca bayram günlerimi şenlendiren vapur sefaları, anneannem ve dedemin bahçesi, ada iskelesi, kumsalı, ağaçları… Ama illaki o güzel bayram muhabbetleri, deniz banyoları ve anneannemin yemekleri…

Eski adı adadan çıkan bakır madeni nedeni ile “Halki” olarak anılan adaya heybeye benzeyen şekli nedeniyle “Heybeliada” denilmiş. Çocukluğumda nedense adının yolları kozalakları ile kaplayan ağaçlarının heybetinden dolayı verildiğini düşünürdüm. Heybeli adı bende “heybetli” çağrışımı yapmış olacak.

Heybeliada İstanbul

İşte sonunda adaya vardık. İster istemez iskelede beni bekleyen birini arıyor gözlerim. Dedem başında kasketi, üzerinde gözlerinin yeşiline o çok yakışan süveteri ile karşıma çıkıverecekmiş gibi. Oysa çevrede birkaç ada sakininden başka kimse yok.

Adanın eski sakinlerinin hayalleri gözümün önünde resmigeçit yapıyor. İşte kısa pantolonu ile koşuşturan Aziz Nesin. Yanındaki Ahmet Rasim mi yoksa Hüseyin Rahmi Gürpınar mı, çıkaramadım. Orhan Pamuk bir ağacın gölgesinde durmuş, romanları için yeni yüzler tasarlıyor sanki. Çevresindeki kalabalıkla yürüyen İsmet İnönü mü yoksa? En iyisi bugüne dönmek ve iskeleden adaya adım atmak belki de…

Selam size güzelim ağaçlar ve mor salkımlar!

Heybeliada’yı bilenler iyi bilir, adada sizi ilk önce Denizcilik Lisesi karşılar. Nice gencin hayallerine ve sırlarına arkadaşlık ederek yıllara meydan okuyan yapı, sakince size “merhaba” der. İskelenin sağ yanında uzanan kafelere ve restoranlara uzaktan bakıp kendinizi yola vurduğunuzda ağaçlar ve mevsimine göre mor salkımlar keyifle sizi selamlar.

Heybeliada İstanbul

Heybeliada’da tarihe dokunabileceğiniz birkaç eser var. Ancak siz onlarla vakit kaybetmek yerine bembeyaz papatyaların ve bin bir renkli çiçeğin arasında çimlere uzanarak dinlenmeyi tercih edebilirsiniz. O güzelim kırlarda, ağaçların altında ve çiçeklerin arasında piknik yapılmasına ise kesinlikle izin verilmiyor. Zaten o güzel tabloyu görünce, tablonun içinde olmak yerine, sadık bir seyircisi olmayı tercih ediyorsunuz. Ama gelmişken biraz olsun tarihe dokunalım diyorsanız, buyurun adanın tarihte iz bırakmış yapılarına…

Tarihle İç İçe Bir Cennet Heybeliada

Ümit Tepesi’nde bulunan Heybeliada Ruhban Okulu adanın en çok ilgi çeken özelliklerinden biri. Manastırın dokuzuncu yüzyılda İstanbul Patriği Aziz Fotios tarafından kurulduğu birçok kaynak tarafından doğrulanıyor. Yıllarca manastır ve kilise olarak kullanılan yapı, din adamı yetiştirmek amacı ile 1844 yılında Patrik IV. Germanos’un desteği ile manastırın bünyesinde açılmış. Kapandığı 1971 yılına kadar bine yakın mezun vermiş. Okulun bilinmeyen özelliklerinden birisi raflarında yüz yirmi binin üzerinde kitap bulunan kütüphanesi. Kütüphanede Yunan ve Latin klasiklerinden Bizans tarihine, hukuktan arkeoloji konularına kadar pek çok değerli kitap bulunuyor.

Heybeliada İstanbul

Adanın tarihi yapılarından olan Heybeliada Helen Ticaret Okulu 1831 yılında açıldığında binlerce öğrenciyi barındırıyordu. Geçmişte bu okulda okuyan çocukların ailelerinin ziyaretleri, adayı canlandıran en önemli olaylardandı. Hristos Makaryos Manastırı ise Makaryos Tepesi’nde bulunuyor. Ayios Nikalaos Rum Ortodoks Kilisesi 1775’te ölen Patrik I. Samuel’in mezarının üzerine inşa edilmiş. Yüksekçe bir falez üzerine inşa edilen Aya Yorgi Kilisesi’ne ‘Krimnos Precipise -Uçurum Manastırı’ da deniyor.

Adanın temiz havasından yararlanılması için kurulan ve birkaç yıl öncesine kadar akciğer hastalarına şifa ve umut kaynağı olan Heybeliada Sanatoryumu artık kapalı. Boyaları ve sıvaları dökülmüş, çam ağaçlarının arasında bitkin ve yorgun, sanki ölüme terk edilmiş.

Tepelerin arasında bir gizli sığınak: Hüseyin Rahmi Gürpınar Köşkü

Hüseyin Rahmi Gürpınar’a misafir olmaya ne dersiniz? Heybeliada’nın tepeye yakın bir noktasında yapılan ev, ada manzarasının güzelliğini gözler önüne serdiği gibi, ağaçların arasındaki konumu ile insana huzur veriyor. Hüseyin Rahmi tarafından 1912 yılında yaptırılan ev üç kattan oluşuyor.

1944 yılında ölene kadar bu evde yaşayan ünlü romancı Hüseyin Rahmi, o yıllarda adada yol olmaması nedeni ile evine kimi zaman eşek sırtında çıkarmış. Aslında adaya ilk yerleştiği yıllarda iskeleye daha yakın oturan Hüseyin Rahmi, kirasının yüksek oluşundan ve kitap yazarken gürültü yapmasından rahatsız olduğu komşularından uzaklaşmak için tepedeki bu evi yaptırmış.

Ev 1964 yılında mirasçılar tarafından İl Özel İdaresi’ne devredilmiş ve kaderine terk edilmiş. Bakımsızlıktan ve gelenlerin talan etmesi yüzünden yazara ait birçok eşya hasar görmüş. Öğrencilerin, askerlerin ve kaymakamın eşi Hatice Farsıkoğlu’nun kişisel çabası ile kimi eşyalar onarılmış, kimileri yenilenmiş ve ev müze olarak tekrar açılmış.

Heybeliada İstanbul

Evle ilgili en ilginç detaylardan biri de Hüseyin Rahmi’nin kendi elleri ile işlediği oyaları, nakışları ve dantelleri görebilmeniz. Ünlü romancı bu oyaları da kitaplarını tasarlar gibi özen ve zarafetle işlemiş.

Tepelerden Aşağıya İnerken

Hüseyin Rahmi’nin evinden ayrıldıktan sonra aşağı inen patikaları takip ederek iskeleye adım adım yaklaşmaya başlıyorsunuz. Eğer mevsim baharsa, önünüze çıkacak mor salkımların kokusunu ciğerlerinize çekmeyi ihmal etmeyin. Ülkemizde “İkinci Adam” olarak anılan İsmet İnönü’nün bu nezih adada şirin mi şirin, pembe beyaz bir evi bulunuyor. 1924 yılında dizanteri olan ve doktorların hava değişimi tavsiyesi üzerine adaya gelen İsmet İnönü, sonradan satın alacağı o zamanlar Rum bir aileye ait olan eve yerleşir.

1934 yılına gelindiğinde ise tatil günlerini geçirmekten büyük keyif aldığı bu evi satın almaya karar veriyor. Uzun pazarlıklar sonunda evi satın alıyor. Atatürk evin ihtiyacı olabilecek tüm eşyayı İnönü Ailesi’ne hediye ediyor. İnönü Ailesi uzun yıllar burayı sayfiye evi olarak kullandıktan sonra ev İnönü Vakfı tarafından müzeye çevrilmiş. Adada Ahmet Rasim’in de küçük bir evi var. Ancak ev bakımsızlıktan harap olmuş.

Heybeliada İstanbul

Adada Bisiklet Zilleri Çalar, Çalar

Ada sokaklarında dolaşırken kulağınıza çalınan bisiklet zilleri sizi şaşırtmasın. Ada halkı motorlu ulaşıma kapalı olan adada araç sorununu bisikletlerle çözmüş. Eski boyaları dökülmüş köşklerin yanındaki modern villaların tezadı İstanbul’un karmaşasını hatırlatıyor. Ama bu tezat mor salkımların, ağaçların, çiçeklerin ve kuşların etrafa neşe saçan sesleri ile huzursuz edici olmaktan uzak bir görünüm sunuyor. Adada sizi cezbedecek konulardan biri de yardımseverlik ve güler yüz. Herkes yardım etmeye ve yol göstermeye meraklı.

İskelede Balık ve Çay Zamanı

Güzel bir balık yemek ve günün yorgunluğunu biraz olsun atmak için iskelenin sağ tarafında yol boyunca konuşlanmış restoran ve kafelerden yararlanabilirsiniz. Onca seçenek arasından seçim yapmakta zorlanacağınızı düşünüyorsanız size birkaç öneri; Halki, Ambrosia ve Mavi Restaurant adanın en çok tercih edilen balık mekânlarından. Güzel bir çay içerek dinlenmeyi tercih ediyorsanız Bahar Cafe’de bu keyfi yaşayabilirsiniz.

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?