İmparatorluklar Başkenti İstanbul

İstanbul, zamansız imparatorlukların başkentidir. Attığınız her adımda sizi medeniyetler arası yolculuklara çıkartan bir masal diyarıdır. Bu ay bayram tatilinde siz de bu tura katılabilirsiniz!

12.05.2017

Ne imparatorluklar düşer, İstanbul'da ne saltanatlar yıkılır, ne de inançlar birbirinden ayrılır. Konstantinos Libs Manastırı üzerinde Molla Fenari İsa Camisi'ni, Pantokrator Manastırı'nda Zeyrek Camisi gibi örnekleri gördükçe ve buradan aynı Allah’a açılan ellerin duasına katıldıkça inançların yüzlerini birbirine döndüğü en güzel şehrin İstanbul olduğuna kanaat getirirsiniz.

Bizans’ı tarihçiler uydurmuş!

Ortaçağ'da dünyanın en büyük kentlerinden biri olan başkent Konstantinopolis'ten birçok eser kalır günümüze. Bizans'ın başlıca kültür ve sanat merkezi olan kent, bugün Edirnekapı'da sadece kalıntılarını görebileceğiniz Tekfur Sarayı gibi gösterişli sarayları, Ayasofya gibi görkemli ibadethaneleri, hipodromu, zafer takları, dikilitaşları ve surlarıyla mimarlık alanında önemli gelişmeler yaşar. Devasa boyuttaki kubbeli yapılarıyla gücün, görkemin ve iktidarın adına imzasını atar yeryüzüne Bizans İmparatorluğu. Yani Doğu Roma İmparatorluğu.

1557 yılında Alman tarihçi Hieronymus Wolf'un “Corpus Historiae Byzantinae” isimli eserini yayınlamasından sonra Bizans İmparatorluğu ismiyle anılmaya başlayan imparatorluğun 'Bizans' kelimesinden haberi bile yoktur aslında. Sanat tarihçisi Dr. Feridun Özgümüş'ün dediğine göre, Bizans İmparatorluğu tamamen tarihçilerin uydurduğu bir isim.

Türkler, Araplar, Rum ve Yunanlar'ın ise “Basileia tön Romania” dediği, klasik antikite döneminin en büyük imparatorluğu Roma İmparatorluğu'nun, M.S. 395'te ikiye ayrılmasıyla ortaya çıkan, sınırları bugün Suriçi'nde kalan Doğu Roma İmparatorluğu'na doğru yola çıkıyoruz. Galata Köprüsü’nden geçiyoruz ve Antik Kent; Konstantinapolis karşımızda!

Bizans İmparatorları

Namağlup imparatorlar, uyumayan keşişler

İlk durağımız, Doğu Roma'dan kalan en eski yapılardan biri olan Studios Manastırı. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde 454 yılında Doğu Konsülü Studios tarafından yapılan manastır, Osmanlı padişahı II. Bayezıd döneminde İmrahor İlyas Bey tarafından camiye çevrilir. Bugün Yedikule'de bulunan manastıra, ‘Porta Aurea’ yani zafer kazanan imparatorların girdiği Altın Kapı…

Erken Bizans döneminin en güzel örneklerinden biri olan Studios Manastırı, bugünkü haliyle İmrahor İlyas Bey Camisi aynı zamanda döneminin en önemli din merkezi olma özelliğini taşıyor. Başrahip Theodoros’un yönetiminde olduğu 8. yüzyılın sonlarına doğru en kudretli yıllarını yaşayan manastır, politik olaylarda da söz sahibi. Hatta imparatorların taht yolunda kaderlerini belirleyen bir öğrenim kurumu. 5. yüzyıldan İstanbul’un fethine kadar olan bin yılı aşkın zamandan, kanlı hikâyeler saklıyor yaşlı, yorgun, soğuk, taşlaşmış duvarlarında.

Doğu Roma tarihinin önemli merkezlerinden biri olan Studion Manastırı’ndan geriye kalan Ayios İoannis Kilisesi ise İstanbul'un hala hayatta olan en eski kilisesi olma özelliğini taşıyor. 1894 yılında bir depremde yıkılan kilise, o zamandan beri yarı yıkık ayakta duruyor.

Biraz ilerde ise sokak labirentlerinden geçerek Studios’un ayazmasının kalıntılarına ulaşılıyor. Buradan denize doğru yürüdüğünüzde, demiryolunu geçtikten sonra imparatorun denizden gelerek Studios’u ziyaret etmesi için kullanılan Narlıkapı’ya varılıyor.

Bu arada, kıymetli el yazmalarının tüm dünyaya zaman içinde buradan yayıldığı da rivayetler arasında.

Studios Manastırı’na halk arasında 'Uyanıklar Manastırı' denmesinin sebebi ise keşişlerinin nöbetleşe uyumaları, manastırda duasız bir saniyenin dahi geçmemesi.

Bizans Kesişler

Komutan Lips ve Lekesiz Meryem

15. yüzyılda Osmanlı kadısının isteğiyle camiye dönüştürülen ve Molla Fenari İsa Camisi ismini alan 1100 yıllık bir Bizans yapısı Konstantinos Libs Manastırı. Bugün Fatih’te Vatan Caddesi üzerinde bulunan yapı, 10. yüzyılda, Doğu Roma İmparatoru VI. Leon’un donanma komutanı Konstantinos Lips tarafından yaptırılıyor ve binanın dışında, bir silme üzerinde bulunan kitabeden anlaşılacağı üzere Teotokos’a, yani Lekesiz Meryem’e ithaf ediliyor.

İkinci kilise ise Latin istilasından sonra İmparatoriçe Theodora tarafından inşa ediliyor. Ardından 14. yüzyılda ‘L’ biçimindeki üçüncü kilisenin eklenmesiyle yapı iyice büyüyor. Ancak 15. yüzyılda şehrin el değiştirmesiyle birlikte manastır zaviyeye, kilise ise camiye dönüştürülüyor.

Günümüze kadar, deprem, yangın, istila gibi birçok felakete maruz kalan Orta Bizans dönemine ait yapıyı bugün Osmanlı kemerleri tutuyor. Dört sütunlu kapalı Yunan haçı planındaki dua hücrelerinden Allah’a el açılıyor.

Lekesiz Meryem

Fetihin anısına 

Teotokostis Pammakaristu Manastırı’nın kilisesi olan bugünkü ismiyle Fethiye Camisi Latin istilasından sonra, 13. yüzyılda eski bir kilisenin kalıntıları üzerine Mihail Glabas Tarkaniotes tarafından yeniden yaptırılıyor. III. Murat’ın camiye dönüştürdüğü kuzey kilisesinin halen cami olarak kullanıldığı yapının ek kilisesi ise günümüzde Ayasofya Müzesi’ne bağlı bir birim olarak 14. yüzyılın en güzel mozaiklerini sergiliyor.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından patrik olarak atanan Gennadios Skolarios’un isteği üzerine fetihten sonra da Hıristiyanlar tarafından manastır olarak kullanılmaya devam eden Fethiye Camisi, 1455’ten itibaren tam 150 yıl boyunca patrikhane olarak kullanılıyor. Tarihe Gennadios İtikatnamesi olarak geçen Fatih Sultan Mehmet’in Gennadios Skolarios ile Hıristiyanlıkla ilgili yaptığı tartışma da burada yaşanıyor.

Bugün Fatih’te yer alan yapı, 1590 yılında İran savaşlarında Gürcistan ve Azerbaycan'ın fethedilmesiyle, fethin bir hatırası olarak camiye dönüştürülüyor.

Camiye dönüştürülürken kilisenin apsis kısmı yıkılıyor ve yerine kıble yönüne uygun bir mihrap yapılıyor. 1955 yılında Amerikan Bizans Enstitüsü tarafından içindeki mozaik ve freskolar açığa çıkarılarak restore ediliyor. Ayrıca Türk döneminde yapılan kemer sökülüp yerine eski haline uygun sütunlar yapılıyor. 1960'lı yıllarda yeniden cami olarak ibadete açılan Fethiye Camisi’nin dış duvarlarında ve mozaiklerinde Grekçe yazılar görülüyor.

Apsis bölümünde ise mahşer günü insanlığa yardımcı olması için Meryem ve İoannes’i İsa’nın iki yanında tasvir eden bir mozaik bulunuyor. Ayrıca kemer ve tonozlarda azizlerin resimleri, bazı ücra yerlerde ise pahalı bir teknik olan mozaik yerine fresko resimlerin yapıldıkları dikkat çekiyor.

Fetihin Anısına

Lastiklerin arasındaki saray

Gezilen kuşkusuz en şaşırtıcı yapı ise: Boğdan Sarayı Şapeli. Boğdan eyaletinin Osmanlı Devleti’ne bağlanmasının ardından yaklaşık olarak 16. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılan yahut tahsis edilen saraydan geriye kalanlar bugün araba yedek parçacısı olarak hizmet veren bir ticarethanenin arasında duruyor. Her yanı lastiklerle kaplı viranede şapelden geriye kalanlar zorlukla seçiliyor.

Fener ile Karagümrük arasında kalan kalıntıların Boğdan Sarayı’nın özel ibadet yeri boyu en fazla 7 metre, tek nefli, iki katlı bir şapel. Üst katını basık bir kubbe örtüyor, alt katta ise mezarlar bulunuyordu.

1930’lu yıllarda bilinmeyen sebeplerden dolayı yıktırılan ibadethaneden geriye bugün sadece alttaki mahzen katı kalıyor.

Boğdan Sarayı

Kainatın Hakimi

Ayasofya’dan sonra ayakta kalan en büyük eski kilise olan Zeyrek Camisi, bakarken başınızın dönmesine neden olacak kadar yüksek tavanı ve görkemiyle insanı kendisine hayran bırakıyor.

Orta Bizans döneminin sonlarına doğru yapıldığı tahmin edilen Pantokrator Manastırı’nın kilisesi olan yapının II. İoannes’in ilk eşi Eirene tarafından yaptırılmasına başlanıyor. Ancak Eirene’nin ölümünden sonra kilisenin yapımını II. İoannes tamamlıyor. Şehrin en büyük ve en önemli manastırının kilisesi ‘Kainatın Hakimi’ ‘Pantokrator İsa’ya sunuluyor.

Günümüzde Zeyrek semtinde yer alan büyük kilisenin kuzeyine ‘Şefkatli Meryem’e sunulan ikinci bir küçük kilise yapılıyor ve iki kilisenin arasına da baş melek Mikail’in adına bir mezar şapeli ekleniyor. Böylece kilise birbirine bitişik üç yapıdan meydana geliyor. Ayrıca dönemin en büyük hastanesi de burada bulunuyordu.

1124 yılında ölen Eirene’nin, II. İoannes’in ve birçok yüksek rütbeli Bizanslının burada gömülü oldukları tahmin ediliyor. Ayrıca İsa’nın çarmıhtan indirildikten sonra üzerine yatırıldığı tahta sehpanın da burada olduğu rivayetler arasında yer alıyor.

İstanbul’un fethinden sonra ilk medrese burada açılır ve Müderrisi Zeyrek Mehmed Efendi’nin adıyla anılır. Yapının günümüzde sadece güney kısmı cami olarak kullanılıyor.

Zeyrek Camii

Misk kokulu ibadethane

10. yüzyılda I. Romanos Lekapenos tarafından yaptırıldığı tahmin edilen Myraleion Manastırı’nın kilisesi yani bugünkü adıyla Bodrum Camisi Laleli’de bulunuyor. Eski bir Bizans kilisesi olan yapı, kurucusunun adıyla Mesih Paşa Camisi olarak anılıyor. Bodrum Camisi de denmesinin sebebi ise altında büyük bir su sarnıcının bulunması. Mirelaion ise misk anlamına geliyor.

I. Romanos’un, kurduğu manastırı aynı zamanda aile mezarı olarak da planladığı düşünülüyor. İlk olarak karısı Teodora, söylentiye göre, 602’de öldürülen İmparator Mavrikios ile çocuklarının lahitleri de Romanos’un emri ile buraya taşınıyor. Ardından büyük oğlu Kristoforos ve 948 yılında sürgünde olduğu Proti bugünkü adıyla Kınalıada’da ölen Romanos buraya gömülüyor.

II. Romanos’un, kız kardeşi Anna’yı rahibe olarak bu manastıra kapattırması, I. İsaakios Komnenos’un tahttan inip, keşiş olarak manastıra çekildiğinde karısı Katerina ile kızı Maria’yı da bu manastıra rahibe yapması Mirelaion Manastırı’nın kadınlar manastırı olduğunu gösteriyor.

Mirelaion Manastırı’ndan geriye bugün hiçbir iz bulunmuyor. Bizans mimarisinde özellikle 9. yüzyılda çok kullanılan dört destekli, kapalı haç biçiminde yapılan esas kilise ise yine tahmini olarak II. Bayezid döneminden beri cami olarak varlığını devam ettiriyor.

Misk Kokulu ibadethane

Dervişlerin nefesi

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinden sonra Kalenderi tarikatına verdiği ve günümüzde bu nedenle Kalenderhane Camisi olarak anılan kilise, Vefa’da bulunan Doğu Ortodoks Kilisesi formunda bir yapı. Yapıldığı tarihlerde ilk olarak Theotokos Kyriotissa’sa adanan ibadethane Yunan haçı kemerli Bizans kilisesi örneğinin var olan birkaç örneğinden birini temsil ediyor.

İstanbul’da günümüze kadar gelen Bizans dini mimari eserleri içinde, kare içinde haçlı planlı kilise tipolojisinin en önemli örneği olan yapının ismi bilinmediğinden ötürü kilise olarak da Kalenderhane Kilisesi olarak anılıyor. 

Altında Roma Hamamı bulunan eser, birbirinden değerli mozaik desenlere de ev sahipliği yapıyor. Özellikle yapı içinde bulunan mermer kaplamalar oldukça dikkat çekiyor. 18. yüzyılda saray ağalarından Maktul Beşir Ağa tarafından camiye dönüştürülen, yangından ve depremden zarar gören, minaresine yıldırım düşen Kalenderhane Camisi restore edilmesinin ardından bugün hala ibadethane olarak hizmet veriyor.

Sanat tarihçileri Bizans sanatını, Erken Bizans (330-726), Orta Bizans (867- 1204) ve Son ya da Geç Bizans dönemi (1261-1453) olarak üç döneme ayırıyorlar. Duvar resimleri, mozaik, minyatür ve fildişi işçiliği gibi süsleme sanatlarında oldukça ileride olan Bizans’a, daha doğrusu Doğu Roma İmparatorluğu’na ait en güzel örnekleri İstanbul gözler önüne seriyor.

Kalenderhane Camii

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?