İstanbul Boğazı’nın Büyülü Tarihi

Dünyanın büyük metropollerini taçlandıran ortak bir özellik vardır: Şehri ortasından bölen su geçitleri... Şehri bambaşka bir havaya büründüren bu su geçitlerinden sadece bir teki hariç, hepsi nehirdir, yani tatlı su. Dünyada, içinden deniz geçen tek bir metropol İstanbul’a hoş geldiniz...

15.02.2017

İstanbul’un o kendine has havası ve atmosferinin oluşmasında, tarihi ve kültürel mirası yanında, doğal güzelliklerinin de etkisi büyük. Her iki kıtayı birbirinden ayıran/birbiriyle birleştiren özelliği ile jeopolitik anlamda da büyük öneme sahip olan Boğaz, irili ufaklı girinti çıkıntılarıyla, her daim masmavi suyuyla İstanbul’un vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.

 

İstanbul Boğazı’nın Coğrafik Özellikleri

Girintili çıkıntılı yapısıyla dünyanın geçilmesi en zahmetli geçitlerinden biri olan ve yaklaşık 31 km uzunluğa sahip Boğaziçi, IV. jeolojik dönemde, bundan tam 7 bin sene önce çöken vadi arazisinin yerini deniz suyunun almasıyla oluştu. En derin yeri yaklaşık 100–120 metre olan boğazın ortalama derinliği ise yaklaşık 60 metre. Genişliği, girintili çıkıntılı yapısı itibariyle değişkenlik gösterse de, en geniş yeri 3500 metre, Rumelihisarı bölgesine tekabül eden en dar yeri ise yaklaşık 760 metre. Kıyıların uzunluğu her iki yakada da farklı. Daha girintili ve çıkıntılı olan Avrupa kıyısı 55 km uzunluğundayken, Asya tarafının uzunluğu yaklaşık 35 km.

Yüzyıllardır ekonomik ve jeopolitik bağlamda büyük bir önemi olan İstanbul Boğazı, kıyısı olan ülkeleri açık denizlere bağlayan tek deniz yolu olması sebebiyle birçok ülke tarafından kontrol altına alınmak istendi. Deniz ulaşımında uluslararası kullanımı ise 20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile düzenlendi.

Mitoloji’de Boğaz

Boğaziçi, dünyada “the Bosphorus” olarak bilinir. Yani, Öküz Geçidi… Gelelim geçide bu ismi veren mitolojik hikâyeye:

Titanları devirerek tanrıların tanrısı unvanını ele geçiren Zeus, Hera ile evli olmasına rağmen kadınlara karşı zaafıyla tanınır. Zeus, Hera’nın gazabından korksa da her fırsatta karısını aldatmanın yollarını arar. Kocasının bu huyundan haberdar olan Hera ise, onu çok kıskanır ve zaman zaman acımasız yöntemlerle intikam almaya çalışır.

Günlerden bir gün Zeus, Io’ya göz koyar. Durumdan şüphenelen Hera, Zeus’un ne işler çevirdiğini öğrenmek için yola çıkar. Bunu fark eden Zeus, yakayı ele vermemek için gökyüzünü bulutlarla kaplar. Ancak Hera pes etmez ve bulutları üfleyerek dağıtır. Zeus’un gizlenmek için başvuracağı başka bir çare kalmamıştır. Zeus o an Io’yu bir öküze dönüştürüverir. Hera’nın şüpheleri gene de geçmemiştir. Karşısında duran bir öküz de olsa Hera ikna olmaz ve ne kadar sinek, böcek, haşere varsa Io’nun üzerine salar.

Artık bir öküzün bedeninde vücut bulmuş olan Io, bundan o kadar çok rahatsız olur ki, canını dişine takarak koşmaya başlar. Durmaksızın süren bu koşu Ege’den başlar, Karadeniz’de son bulur. Io öyle can havliyle öyle bir koşar ki, kara iki parçaya ayrılır ve koştuğu yol sular altında kalır. Böylece de Öküz geçidi nam-ı diğer Bosphorus oluşur. 

Bir Zamanlar Boğaz

İstanbul’da yerleşim, Bizans döneminde Tarihi Yarımada’da daha yoğundu. Boğaz üzerinde ise küçük balıkçı köyleri ve kasabaları yer alıyordu. Osmanlı döneminde ise, gözlerden ırak, kendi yağıyla kavrulan bu küçük balıkçı yerleşimleri, saray erkânının, padişah ve yüksek makama mensup bürokratların ilgisi çekerek mesire yerleri olarak kullanılamaya başlanır. Takvimler 1900’leri gösterdiğinde Boğaz, leb-i derya yalılarla bezenir. Bugün de Boğaz boyunca her iki yakada tarihi yalıların süslediği lüks semtler alıyor.Bir Zamanlar İstanbul Boğazı

Yelkenler Fora!

Boğaziçi’nin Marmara’ya açılan kapısından başlayıp Karadeniz’e doğru ilerlerken sizi önce İstanbul’un silueti karşılar. İmparatorluğun tahtı, Sarayburnu semti hemen solunuzda yer alır. Kıyı boyunca soldan devam ettiğinizde Haliç’e girebilir ya da yolunuza devam ederek Boğaziçi’ne varabilirsiniz.

İstanbul Boğazı

İrili ufaklı birçok koya ve limana sahip olan Boğaziçi, girintili ve çıkıntılı yapısıyla büyük bir gemiler için geçmesi güç bir güzergâhtır. Karadeniz’e doğru, sağlı sollu İstanbul’un bu koylara ve burunlara sokulmuş semtlerini teker teker görebilirsiniz.

Sağ tarafta, Tarihi Yarımada’nın hemen hemen karşısına düşen Kadıköy semtini alarak ilerlediğinizde önce tarihi Haydarpaşa Garı ardından da heybetli yapısıyla Selimiye Kışlası’nı görürsünüz. Üsküdar istikametine doğru yaklaşırken de Boğaz’ın efsaneleriyle ünlü Kız Kulesi karşılar sizi. Birazdan, sağınızda birçok tarihi cami ve çeşmeyi barındıran Üsküdar semti, solunuzda ise Dolmabahçe Sarayı ve Beşiktaş semti yer alır. Boğaz Köprüsü’nün altından geçerken gözünüze Avrupa yakasındaki Ortaköy Camisi ilişecektir.

Yolunuza devam ederken mutlaka görmeniz gereken semtlerin önünden birer birer geçeceksiniz. Avrupa yakasında sırayla karşınıza çıkacak olan Arnavutköy, Bebek, Aşiyan, Rumelihisarı, Emirgan, Tarabya, Sarıyer ve Rumeli Kağalı ile Anadolu yakasında yer alan Üsküdar, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Kandilli, Beykoz ve Anadolu Kavağı’nı mutlaka görmenizi tavsiye ederiz. İstanbul Boğaz Manzarası

İstanbul’u bir de denizden izleyerek eşsiz güzelliğini görmek ve Boğaz’ın serin ve mavi sularını yararak tadına varmak için mutlaka bir tekne turuna katılmanızı öneririz. Tabii fotoğraf makineniz veya kameranızı yanınızdan eksik etmeyin sakın. Boğaz’ın iyotlu kokusunu içinize çekerek her iki yakada uzanan bambaşka dokulara sahip semtleri keşfetmenin yanında, gece yemekli bir Boğaz gezintisine çıkabilir, loş ışıklar ve romantik bir atmosfer eşliğinde İstanbul’un keyfine bir de gece vakti varabilirsiniz. 

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?