İstanbul’un Hanları ve Çarşıları

İstanbul’un değişime belki de en çok direnen yapıları; hanlar ve çarşılar... Yedi tepeli bu şehir hızla dönüşürken bu yapılar sanki aynı kalmaya devam ediyor. Aynı zamanda hem İstanbullular hem de turistler için de sürprizler dünyasının kapısını her dem açık tutuyor.

19.03.2017

İstanbul ne kadar tarih ve kültür şehriyse bir o kadar da hareketin ve bereketin şehridir. Attığınız her adımda farklı bir ritmini dinlersiniz hayatın. Renklidir, kalabalıktır, kaotiktir...

Eminönü, Mahmutpaşa ve Beyazıt civarında dolaşıyorsanız bu durumu daha iyi anlarsınız. Çünkü geçmiş yaşamın izleri en çok buralarda birikmiştir. Bu bölge yaşamla iç içe geçmiş eski hanlar sayesinde tarihle bağını hâlâ korur ve aynı zamanda ticari hareketliliği nedeniyle İstanbul'un gelişiminde önemli bir yer tutar.

Haliç limanına yakın konumu nedeniyle hanlar ve çarşıların merkezi haline gelen bu bölge yüz yıllar boyunca halkın iğneden ipliğe her türlü ihtiyacını karşılamış, ticaret ilişkilerinin beşiği olmuş bir açık hava çarşısı gibidir adeta. Şimdilerde her ne kadar ticaretin şekli değişse ve İstanbul’un birçok yerinde büyük alışveriş merkezleri açılsa da zamanın ve ticaretin tanığı bu yaşlı hanlar yine de dimdik ayaktalar.

İstanbul’un hanları ve çarşılarını birlikte keşfetmeye var mısınız? 

İstanbulun Hanları Ve Çarşıları Göz Alıcı Lambaları

Mısır Çarşısı'nın az ilerisinde küçük bir camii var: Ahi Çelebi Camii. 16. yüzyılın başında yapılan bu cami için Evliya Çelebi’nin anlattıkları da oldukça ilginç. Ünlü gezgin rüyasında seyyah olacağını görür. Rüya bu ya; bu camide ibadetini yaparken önce melekler görünür, arkasından da peygamber. Peygamber bir dileği olup olmadığını sorar Evliya Çelebi'ye; oda 'şefaat' demeye çalışır ancak heyecandan ağzından ‘seyahat’ çıkar. Peygamber de kendisine seyyah olacağını müjdeler ve Evliya Çelebi de yollara düşer.

İlk Durağımız Mısır Çarşısı

İstanbul çarşıları genellikle aynı tür malları satan esnaf ve tüccarların toplandıkları yerler olarak biliniyor. Mısır Çarşısı da aktar dükkanları ve pamukçuların toplandıkları bir yermiş. Çarşıdan adım atar atmaz sizi bir baharat kokusu karşılıyor. ‘Doğunun kokularını batıya taşıyan bir geçit’ diyebiliriz bu çarşı için.

İstanbul'un ikinci büyük kapalı çarşısı olan Mısır Çarşısı, aslında Eminönü'nde bulunan Yeni Cami Külliyesi'nin bir parçası olarak 1663-64 yılında inşa edilmiş. İlk dönemlerde çarşıya “Valide Çarşısı” ve “Yeni Çarşı” adı verilmişse de 18. yüzyılın ortalarından itibaren Mısır Çarşısı olarak anılmaya başlanmış. Zira çarşıdaki dükkânlarda satılan mallar Mısır’dan getirtiliyormuş.

İstanbulun Çarşılarında Doğal Çaylar

Mısır Çarşısı, başlangıçta aktarlarla pamukçu ve yorgancılara tahsis edilmişken özellikle 70'lerden itibaren aktarların yerini kuyumcu, kasap, kuruyemişçi, manifaturacı, kunduracı dükkânları almış. Bugünse hâlâ aktarlarıyla ünlü olan Mısır Çarşısı, şifalı otlara meraklı İstanbulluların ve turistlerin uğrak yeri.

Mısır Çarşısı’nı daha detaylı anlattığımız yazımıza buradan göz atabilirsiniz.

Mısır Çarşısı'ndan sonra, Uzunçarşı Caddesi'nde Rüstem Paşa Camii’nin karşısında yer alan Tahtakale Hamamı'na yöneliyoruz. Eskiden hamam olan yapı, şimdilerde çarşı olarak hizmet veriyor. Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilmiş Tahtakale Hamamı, İstanbul’un en eski Osmanlı eserlerinden biri olarak biliniyor. 20. yüzyılın başına kadar orijinal mimarisini oldukça iyi koruyan hamam, daha sonraları depoya dönüşmüş. ‘Hamamdan çarşı mı olur!’ demeyin, çünkü geçirdiği restorasyonların sonrasında o artık tam bir çarşı.

İstanbulda Taze Baharatlar

Tahtakale Hamamı’nı arkada bırakıp Balkapanı’na doğru ilerliyoruz. Etraf oldukça kalabalık, bölgenin gündelik koşuşturmacası devam ediyor.

Balkapanı

Osmanlılar döneminde deniz gümrüğünün bulunduğu bölgeye yakın bir yere inşa edilen han, adından da anlaşılacağı üzere gümrükten gelen balın istiflendiği ve halka dağıtıldığı bir ticaret merkezi imiş. Bu arada kapan kelimesinin ‘kantar’ anlamına geldiğini söyleyelim.

Balkapanı, geniş bir avlusu olan klasik kervansaray görünümünde. Kemerli ve koridorlu odalarından bahsedilse de odaların çoğu depo olarak kullanıldığından sadece avlusu görülebiliyor. Unutmadan söyleyelim; Balkapanı dışında İstanbul’da iki tane daha kapan bulunuyor. Bunlardan bir tanesi semt olarak bildiğimiz Unkapanı, diğer ise Yağkapanı (bugünkü Galata-Karaköy bölgesi).

Balkapanı’ndan çıkıyoruz ve cıvıl cıvıl Mahmutpaşa yokuşuna doğru yöneliyoruz. Telaşlı bir kalabalık sokak boyunca akıyor. Kimi gelinliklere bakıyor, kimi çeyizlik eşyalara... Satıcılar ise en uygun ürünün kendisinde olduğunu söyleyerek içeri davet ediyor. Bu arada, Fatih döneminden kalma han-kervansaray yapıları içinde günümüze ulaşabilen tek yapı olan Kürkçü Han’dan sonra Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı arasında yer alan Büyük ve Küçük Yeni Han’a uğruyoruz. 

İstanbul Çarşılarda Satılan Kolyeler

Büyük ve Küçük Yeni Han

Çakmakçılar Yokuşu’nda, Sandalyeciler ve Çarkçılar Sokağı arasında derinlemesine uzanan bu han, Valide Han’dan sonra İstanbul’un en geniş alana yayılan kervansaray–han yapısı olarak karşımıza çıkıyor. Hanın 18. yüzyılda III. Mustafa tarafından, dönemin baş mimarı Tahir Ağa’ya yaptırıldığı biliniyor. Az da olsa barok sanatının izlerini taşıyan yapının üç katlı olması, onu benzer yapılardan ayıran en büyük özellik.

Bu han yıllardan beri dokuma tezgâhlarının çalıştığı bir yerken artık bu özelliğini kaybetmiş. Şimdilerde Büyük Yeni Han’da çok az sayıda dükkân bulunuyor. Genellikle bu dükkânlar da gümüşçü, havlucu ve eşarpçılardan oluşuyor.

Tuğla ve kesme taştan yapılmış olan Küçük Han’ın ise diğer hanlar gibi açık bir avlusu yok. Bu hanın en ilginç tarafı ise üst katında bulunan ve merdivenle çıkılan bir caminin bulunması.

Büyük ve Küçük Yeni Han

Valide Han

Gezimize, tarihe ‘Kösem Sultan’ın Hanı’ diye de geçen Valide Han’la devam ediyoruz. ‘Büyük’ ve ‘küçük’ olarak ikiye ayrılan Valide Han, Çakmakçılar Yokuşu ile Fırıncılar Yokuşu arasında bulunuyor. Diğer hanlara oranla basık bir girişe sahip ve çatısında tarihi bacalar var.

16. yüzyılda, IV. Murat ve Sultan İbrahim’in (Deli İbrahim) annesi, IV. Mehmed’in babaannesi Kösem Sultan, büyük oğlunun ve torununun saltanatında ilk yıllarda naiplik (Tahtta hükümdar olmadığı zaman veya hükümdarın çocukluğu sırasında devleti yöneten kimse) görevini üstlenmiş, Osmanlı tarihinin en güçlü ve en zengin kadınlarından biri.

Çarşıda Göz Kamaştırıcı Tabaklar
Efsaneye göre, Kösem Sultan’ın gizli hazinesinin bu hanın bir köşesine saklandığı rivayet ediliyor. Tarihi kaynaklara göre 366 adet hücre odası bulunan handa bugün kaç odanın kullanıldığı belli bile değil.

Valide Han ve onunla ilgili efsaneyi dinledikten sonra yolumuz Çuhacı Han’a düşüyor. Bu han 18. yüzyılda Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış. Barok dönem etkisi görülen yapının mimarı bilinmiyor. Osmanlı ordusunun kışlık kıyafetlerinin yapıldığı çuha zamanının önemli malzemelerinden; hatta çuha hırsızlığının cezasının idama kadar vardığı söyleniyor.

Sahaflar Çarşısı

Sahaflar Çarşısı, İstanbul'un, Osmanlı döneminden bugüne kadar yaşayabilmiş en eski kitap çarşısı. Kapalıçarşı'nın Fesçiler Kapısı ile Beyazıt Camii arasında yer alıyor.

Başlangıçta tarihi eser niteliği taşıyan el yazması, taş basma ve eski harflerle yazılmış çeşitli kitapların bulunduğu Sahaflar Çarşısı'nda, bugün daha çok üniversite öğrencilerine ve turistlere hitap eden kitaplar satılıyor. Ancak, bazı dükkânlarda eski ya da antika kitaplara rastlamanız mümkün.

Çarşının Beyazıt Camii tarafındaki kapısının girişinde yer alan camekanlı bölümlerde, eski matbaalardan kalma taşbaskı malzemeler sergileniyor. Çarşının ortasında bir de İbrahim Müteferrika (ilk Türk matbaacısı) büstü bulunuyor.

Nuruosmaniye Camii

Nuruosmaniye Külliyesi

Kapalıçarşı girişinde bulunan külliye, mimarisinde barok üslûbunun etkili olmasıyla dikkat çeken Nuruosmaniye Camii ile Osmanlı İmparatorluğu’nun kültüründe yeni bir dönemin simgesi olmuş. Cami, I. Mahmut zamanında inşa edilmeye başlanmış, ancak III. Osman zamanında tamamlanabilmiş. Mimarlığını Rum Simeon Kalfa’nın yaptığı camide görülen barok özellikler, bırakın İstanbul’u, Avrupa’daki örneklerinden bile çok farklı. Mihrap ve camilere özgü aydınlatma elemanları olmasa bir anda başka bir yapıya girdiğinizi bile düşünebilirsiniz.

Cami, Osmanlı camilerine göre hayli ilginç bir şekilde, on dört kubbeli ve dörtgen olmayan bir iç avluya sahip. Üstelik avlu kapısı bir de uçuruma açılıyor! Cami avlularının halkın sürekli kullandığı ve giriş-çıkışı rahat olan yerler olarak düşündüğünüzde, cami avlusunun tamamen mimarının estetik kaygıları üzerine şekillendirildiğini söylemek mümkün. Ayrıca padişahın at üzerinde camiye girmesini sağlayan rampalı Hünkâr yeri de yapıya ilginçlik katıyor.

İstanbulda Sahaflar

Nuruosmaniye Kütüphanesi

Camiden çıkıyoruz ve bahçesinde bulunan kütüphaneye geçiyoruz. Nuruosmaniye Kütüphanesi de Türkiye’de barok tasarımının en özgün örnekleri arasında yer alıyor. I. Mahmut’un kitap sevgisinin gerçeğe yansıması olarak değerlendirilebilecek bu kütüphanede çok sayıda el yazması kitap ve harita bulunuyor. Kütüphanenin içindeki sütunlar Bergama Tapınakları’ndan getirilmiş.

Halka açık olan bu kütüphane, pazar ve pazartesi dışında her gün açık.

Arkamızda telaşlı ve kalabalık sokakları bırakarak gezimizi Beyazıt Camii’nin önünde noktalıyoruz. Ne modernleşebilmiş ne de tam anlamıyla eski özelliklerini koruyabilmiş bu hanlar ve çarşılardan geriye, hareket ve hareketin sağladığı bereket hissi kalıyor.

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?