İstanbul’un Tarih Mirası Müzeleri

Binlerce yıllık bu kentin, tarihini, mirasını günümüzde de yaşatan müzelerini biliyor musunuz?

19.04.2017

Aya İrini Müzesi

Aya İrini Müzesi, Ayasofya'yla birlikte en görkemli ve en büyük Bizans kiliselerinden biri olarak Topkapı Sarayı’nın ilk avlusunda yer alır. VI. yüzyılda İmparator Justinianus zamanında inşa edilen Aya İrini, tipik Bizans mimarisinin esintilerini taşır.

1453 yılında istanbul'un fethinden sonra kilise, camiye çevrilmediği için yapıda önemli bir değişiklik yapılmadı. Uzun süre ganimet ve silah deposu olarak kullanıldı. 1908 tarihinden itibaren Aya İrini askeri müze olarak kullanıldı. Daha sonra bir süre boş kalan yapı onarıldı ve Ayasofya Müzesi Müdürlüğü'ne bağlı bir birim haline getirildi.

Aya İrini Müzesi

Ayasofya Müzesi

Dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya Müzesi, mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden yegâne uygulama olarak görülür. Ayasofya; Osmanlı camilerine fikir bazında da olsa esin kaynağı olmuş, doğu-batı sentezinin bir ürünü olarak değerlendirilir.

Ayasofya, inşa edildiği tarihten bu yana 916 yıl kilise, 481 yıl cami olarak hizmet verdi. Son olarak Ayasofya, 1935'te müzeye dönüştürüldü.

Bizans tarihçileri Theophanes, Nikephoros ve Gramerci Leon ilk Ayasofya'nın İmparator I. Konstantinos (324-337) zamanında yapıldığını ileri sürer. O zamanlar bazilika planlı, ahşap çatılı bir yapıya sahip olan Ayasofya, bir ayaklanma sonunda yandı ve imparator II. Theodosius, Ayasofya'yı ikinci defa yaptırılarak 415 tarihinde ibadete açtı. Ancak 532'de Nika ihtilali sırasında bir kez daha yanan Ayasofya, İmparator Justinianus (527-565) tarafından üçüncü kez inşa edildi. Çağın ünlü mimarlarından Miletos'lu İsidoros ve Tralles'li Anthemios'da günümüze ulaşan Ayasofya'yı yaparken de Anadolu'nun antik şehir kalıntılarından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşları kullandı.

Ayasofya'nın yapımına 532'de başlandı ve 27 Aralık 537'de tamamlandı. Mimari yönden incelendiğinde büyük bir orta mekân, iki yan mekân (nef), apsis, iç ve dış nartekslerden meydana gelir. İç mekân, 100 x 70 m ölçüsünde olup üzeri dört büyük ayağın taşıdığı 55 m yüksekliğinde, 30-31 m çapında kubbe ile örtülüdür.

Ayasofya'nın mimarisinin yanı sıra mozaikleri de büyük önem taşır. En eski mozaikler iç narteks ve yan neflerde altın yaldızlı geometrik ve bitkisel motifli olan mozaiktir figürlü mozaikler IX.-XII. yüzyıllarda yapılırken, bunlar imparator kapısı üzerinde, apsiste, çıkış kapısı üzerinde ve üst kat galeride görülür.

Ayasofya İstanbul'un fethi ile birlikte başlayan Türk döneminde çeşitli onarımlar gördü. Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en güzel örneklerini içerirken, kubbedeki ünlü türk hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin Kuran'dan alınma bir suresi ile 7.50 m çapındaki yuvarlak levhalar en ilgi çekici olanıdır. Bu levhalarda, Allah, Muhammed, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Ebu Bekir, Hüseyin'in isimleri yazılıdır. Mihrabın yan duvarlarında ise Osmanlı padişahlarının yazıp buraya hediye ettiği levhalar yer alır.

Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmut'un şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecid'in hünkâr mahfeli, muvakkithanesi Ayasofya'daki Türk çağı örnekleri olup türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini oluşturur.

Ayasofya Müzesi

Anadolu Hisarı Müzesi

Anadolu Hisarı, Boğaz’ın Anadolu Yakası’nda, Göksu Deresi’nin denize döküldüğü yerde, yedi dönümlük bir arazi üzerine inşa edildi. İstanbul’u fethetmek isteyen ve kuşatan Sultan Yıldırım Beyazid tarafından, Karadeniz’den Bizans’a gelecek yardımlara engel olmak için 1394’te yaptırılan Anadolu Hisarı, İstanbul’un fethinden sonra pek fazla önemsenmedi.

Anadolu Hisarı, 1452 yılında Rumeli Hisarı’nın yapımı esnasında, Fatih Sultan Mehmet tarafından yeni bazı bölümler eklenerek güçlendirildi. Hisar, bir dönem hapishane olarak kullanıldı. 17. ve 18. Yüzyıllar’da Boğaz’a saldıran Kazakların durdurulmasında bu hisar rol oynadı. Daha sonra ki yıllarda da önemini kaybetti.

Anadolu Hisarı Müzesi

Arkeoloji Müzesi

Dünyanın en büyük müzelerinden birisi olan Arkeoloji Müzesi, Gülhane Parkı ile Topkapı Sarayı arasında yer alır. 1846 yılında Aya İrini Kilisesi’nde Mecma-i Esliha-i Atika ile Mecma-i Asar-ı Atika adları ile açılan Arkeoloji Müzesi, 1869 yılında Müze-i Hümayun adını aldı.

1873 - 1891 yılları arasında eşyaları Çinili Köşk’e taşınsa da Arkeoloji Müzesi, 1891 yılında yapılan klasik üsluptaki bugünkü binada Osman Hamdi Bey tarafından Asar-i Atika Müzesi adı altında tekrar kuruldu.

Arkeoloji Müzesi’nin salonlarda çeşitli Yunan, Roma ve Bizans uygarlıklarına ait lahit, mezar taşı, kitabe, büst, heykel, kabartma, sütun başları ve mozaik gibi arkeolojik eserler sergilenir. Müzenin tarih, arkeoloji, nümizmatik ve güzel sanatlara ilişkin kitaplardan oluşan zengin kütüphanesi ile kimya laboratuvarı, heykel onarım atölyesi ve fotoğrafhanesi bulunur.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

Aşiyan Müzesi

Ünlü şair Tevfik Fikret’in 1906’da yaptırdığı ve ve yaşamının son dokuz yılını geçirdiği ev 1945’de müze haline getirildi. Müzede Tevfik Fikret’in yanı sıra şair Nigâr Hanım’ın, Edebiyat-ı Cedide şair ve yazarlarının da kişisel eşyaları, eserleri ve arşivleri sergileniyor.

Aşiyan Müzesi

Atatürk Müzesi

Mustafa Kemal Atatürk’ün milli mücadele çalışmaları sırasında kiracı olarak kaldığı ev, 1928 yılında İstanbul Belediyesi tarafından satın alındı ve 1942 yılında Atatürk İnkılabı Müzesi şeklinde düzenlenerek ziyarete açıldı.

1991 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bir kez daha restore edilerek hizmete sokulan müzede, Atatürk’ün kişisel eşyaları, kıyafetleri, üniformaları, askeri ve sivil yaşamına ait fotoğrafları, el yazısı ile yazdığı çeşitli belgeleri, madalyaları, hatıra eşyaları ile içlerinde İbrahim Çallı’nın da bulunduğu çeşitli sanatçılara ait yağlı boya tablolar müzenin koleksiyonları yer alıyor.

Atatürk Müzesi

Havacılık Müzesi

Havacılık Müzesi ilk olarak 1971’de İzmir’de kuruldu. 1979 yılında kapatılan müze, İstanbul’da bugünkü yerine, Yeşilyurt’a taşınarak 1985’te yeniden ziyarete açıldı. Hem açık hem de kapalı teşhir mekânlarına sahip olan müzede, jet motorlu ve pervaneli savaş uçakları, kargo uçakları, helikopterler, bazı havacılık silahları, resimler, amblemler, Türk havacılarından kalan madalya ve eşyalar sergileniyor. Havacılık Müzesi’nde ayrıca sinema, konferans salonu ve kafeterya da bulunuyor.

Havacılık Müzesi

Beylerbeyi Sarayı Müzesi

Beylerbeyi Sarayı, Boğaz’ın Anadolu yakasında, sarayla aynı ismi taşıyan semtte yer alır. Saray, bahçe içindeki sahil saray ve bağlı bulunduğu yapılardan oluşan bir kompleks olup Sultan Abdülaziz tarafından Mimar Sarkis ve Agop Balyan kardeşlere 1864’te yaptırıldı.

Saray; kompleksin ana yapısı olan Beylerbeyi Sarayı, sarayın deniz tarafındaki duvarının her bir köşesinde yer alan biri haremlik diğeri selamlık deniz köşkleri, arka bahçede yer alan Mermer Köşk, Sarı Köşk ve Hasahır’dan oluşur. Bunlardan deniz köşkleri ve Beylerbeyi Sarayı Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılırken, diğer yapıların daha önce burada bulunan saraya ait olduğu bilinir.

Sarayın ana yapısı olan Beylerbeyi Sarayı, yüksek bir bodrum üzerine, kâgir ve iki katlı bir binadır. Boğaz’a paralel olarak yerleştirilen sarayın uzunluğu 65 metredir. Üç yönden basamaklarla çıkılan sarayda, 6 salon ve 24 oda bulunur. Özellikle üst kattaki havuzlu salon ve ismini sütunlarının renginden alan mavi salon, sarayın en görkemli mekânlarıdır. Ayrıca setler biçiminde düzenlenmiş bahçesi de sarayın bir başka özel yönüdür.

Beylerbeyi Sarayı Müzesi

Dolmabahçe Sarayı Müzesi

1846 yılında inşasına başlanan Dolmabahçe Sarayı, 1856 yılında tamamlandı. Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılan saray 250 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulurken saray ve önemli müştemilat binaları deniz doldurularak inşa edildi.

Saray bugün bir ana yapı ile veliaht dairesi, mefruşat ve muhafızlar dairesi, hareket köşkleri, camlı köşk ve diğer küçük pavyonlardan oluşur. 8 büyük salonu ve 200 odası bulunan Dolmabahçe Sarayı’nın, kara tarafında iki ana ve yedi yan, deniz tarafında ise beş kapısı vardır.

Saray bahçeleri dört bölümde düzenlenirken, ana yapı, resmi daire (Mabeyn-i Hümayun), müzayede salonu ve hususi daire adlarıyla anılan 3 bölümden meydana gelir. Sarayın ana cephesi denize bakarken, resmi daire iki katlıdır. Sarayın üst katında bulunan süfera (elçiler) salonu, en görkemli mekânlarından biridir.

Muayede salonu, resmi ve hususi dairelerin ortasında, anıtsal bir kütle olarak yükselir. Kareye yakın bir zeminin üzerinde, içeriden kubbe ile, dışarıdan ise çatıyla örtülü bir binadır. Zengin bezemelerle süslüdür.

Hususi daire, hünkâr dairesi ve haremden oluşur. Harem, büyük ortak mekânlar ve kapalı özel dairelerden ibaret sade bir bölümdür.

Dolmabahçe Sarayı Müzesi

Florence Nightingale Müzesi

Kırım savaşı sırasında askeri hastane haline getirilen ve İngiliz hemşire Florence Nightingale’in de görev aldığı tarihi Selimiye Kışlası’nın kuzeybatı köşesindeki kulenin bir bölümü müze olarak düzenlendi.

Florence Nightingale’in eşyaları, fotoğrafları, elinden hiç eksik etmediği lambası, madalyaları ve Sultan Abdülmecid’in hediye ettiği bilezik müzede teşhir ediliyor.

Florence Nightingale Müzesi

Kariye Müzesi

İstanbul'da Edirnekapı semtinde bulunan Kariye Müzesi, Khora Manastırı’na ait bir kilise olarak inşa edildi. Manastırın VIII. yüzyılda var olduğu kesin olarak bilinmekle birlikte manastırın IV .yüzyılda yapıldığı ileri sürülüyor.

Kubbesi dört kemerle taşınan kiborion şeklinde bir mekâna sahip olan Kariye Müzesi, 1204 - 1261 yılları arasındaki latin işgali sırasında harap duruma geldi. II. Andronikos (1282 - 1328) döneminde devrin ileri gelenlerinden, edebiyatçı, şair, ve Hazine Nazırı Theodoros Metokhites 1313'e doğru bu manastır ve kiliseyi onarttı ve binanın kuzeyine bir ek, batısına bir exonarteks ve güneyine bir şapel (parekklesion) ekletti. Güney cephede uzanan dar uzun tek nefli bir şapel olan parekklesion bir bodrum üzerine yapıldı. Üstü kısmen kubbe, diğer kısımları ise tonozla örtüldü.

İstanbul'un fethinden sonra bir süre daha kilise olarak kullanılan bina, 1511 yılında Sadrazam Hadım Atik Ali Paşa tarafından mozaik resimleri bir sıva ile örtülüp bir de minare eklenerek camiye çevrildi. 1948'den 1958'e kadar Amerikan Bizans Enstitüsü'nün yaptığı çalışmalar sonunda tüm mozaik ve freskolar ortaya çıkarıldı ve yapı müze haline getirildi. Bugün Kariye Müzesi’nin tavan ve duvarlarını süsleyen Hz. İsa ve Meryem’in mozaik tasvirleri ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Bu freskler, en iyi durumda günümüze ulaşmış freskler unvanını da taşıyor.

Kariye Müzesi

Askeri Müze

Harbiye Kışlası’nın içinde yer alan Askeri Müze’nin çekirdeğini Aya İrini’den getirilen silah ve eşyalar oluşturur. İstanbul’un fethinden Sultan III. Ahmed dönemine kadar her türlü silah Ayasofya Camii’nin arkasındaki Aya İrini Kilisesi’nde korunmuştu. Bu depo 1726’da Sultan III. Ahmed’in emriyle gezilebilecek bir biçimde düzenlendi. Daha sonra da 1826 yılında gerçek anlamda bir müze haline getirildi. II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla güvenliğini sağlamak için 1940 yılında Niğde’ye taşındı. Savaştan sonra bu silahlar tekrar İstanbul’a, Maçka Silahhanesi’ne getirildi.

1955 yılında ise müze bugünkü yeri olan Harbiye Kışlası’nın jimlastikhanesine nakledildi. Bu binanın restorasyonu 1959 yılında tamamlanarak, müze haline getirildi fakat yetersiz kalan bina yeniden restore edilerek bir bölümü 1986’da, tamamı ise 1993 yılında hizmete açıldı.

Müzenin zengin koleksiyonunda; Osmanlı Ordusu’nun her dönemine ait kıyafetler, ok ve yaydan çakmaklı tüfeklere kadar çeşitli silahlar, mühürler, zırhlar, padişah çadırları, padişah kılıçları, sancaklar, harbiye nazırlarına ait fotoğraflar, Bizans süvari sancağı, Selçuklular’dan Cumhuriyet’e kadar kullanılmış çeşitli savaş eşyaları, Bizanslıların Haliç’i kapattıkları zincir gibi çok sayıda ilginç eşya bulunuyor.

Askeri Müze

Rahmi M. Koç Müzesi

Rahmi M. Koç Müzesi, Haliç'in kuzey kıyısında yaklaşık 2 bin 100 metrekarelik alanda hizmet vermektedir. Alanın güneydoğusunda yer alan tarihi Lengerhane'ye bahçe kotu altında saydam rampa ile ek sergi binası bağlanır. Anıtlar Yüksek Kurulu'nca II. sınıf tarihi eser olarak değerlendirilen binanın XII. yüzyıldan kalma Bizans temelleri üzerinde olduğu sanılmaktadır.

III. Ahmet döneminde kurulduğu tahmin edilen ve dökümhane olarak kullanılan binada, gemiyi yerinde tutmak için denize atılan zincir ve ucundaki çıpa (lenger) üretiliyordu. III. Selim döneminde onarım gördüğü bilinen yapı, 1951 yılına kadar maliye tarafından kullanıldı. Cumhuriyet döneminde ise, Tekel-Cibali tütün fabrikası tarafından ispirto deposuna dönüştürüldü. 1984 yılanda geçirdiği yangında üst örtü sistemi büyük zarar gören yapı unutulmaya yüz tuttu. 1991'de Rahmi M. Koç Müzecilik Ve Kültür Vakfı tarafından satın alınan bina, iki buçuk yıl süren titiz restorasyon çalışmalarından sonra 13 Aralık 1994 yılında teşhire açıldı.

Müzede yer alan objelerin büyük bölümü Rahmi M. Koç'un özel koleksiyonundan derlenirken, çeşitli kurum ve kuruluşlardan, şahıslardan bağış veya süreli olarak alınan eserler de müzede sergilenmekte. Müze koleksiyonunun temelini gerçek eserler ve bunların modelleri, bilimsel ve mekanik objeler içermekte. 

Mozaik müzesi

Mozaik Müzesi, Bizans’tan kalan Büyük Saray’ın kalıntıları ile Sultan Ahmed Külliyesi arsasının bir kısmı üzerine kuruldu. Büyük Saray’dan günümüze ulaşan mozaiklerin yanı sıra, İstanbul ve çevresinde bulunan bir kısım mozaikler bu müzede sergileniyor.

Mozaik Müzesi

Adam Mickiewicz Müzesi

Polonyalı özgürlük şairi Adam Mickiewicz’in hayatının son yıllarını geçirdiği ve 1855’te öldüğü Tarlabaşı’ndaki evi, 1955’te müze haline getirildi.

Müzede Mickiewicz’in hayatı ve eserleri ile ilgili bilgi ve belgeler, şairin İstanbul’da geçirdiği yıllara ait fotoğraflar ve Polonya özgürlük mücadelesine ait belge ve fotoğraflar bulunuyor.

Adam Mickiewicz Müzesi

Yerebatan Sarnıcı Müzesi

Yerebatan Sarnıcı, Sultanahmet Meydanı’nın, Ayasofya - Gülhane Parkı yönünde sol tarafına inşa edildi. “Yerebatan Sarayı” olarak da anılan Yerebatan Sarnıcı, yaklaşık 540 yılında Bizans İmparatoru 1. Jüstinyen tarafından yaptırıldı. Kayalık bir arazinin oyulması ile yeraltında elde edilen alan, 300’den fazla sütun ile desteklenen sarnıç, yıllarca istanbul’a su temin eden en öenmli su haznesi oldu.

En son olarak 1985-1988 yılları arasında İstanbul Belediyesi tarafından temizlenerek tamir edilen sarnıç, günümüzde büyüleyici ve egzotik ortamıyla ziyarete açık mekânlar arasında yer alıyor.

Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi

Günümüzde Beyazıt Meydanı’ndaki Beyazıt Medresesi’nde faaliyet gösteren Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi, ilk olarak 1968 yılında Sultan Selim Medresesi’nde Türk Yazı Sanatları Müzesi adı altında açıldı.

Bugünkü binasına 1984 yılında taşınan müzede, birçok ünlü hattata ve hattat padişahlarına ait hatlar, levhalar, tuğralar ve türlerine göre tasnif edilmiş Kuranlar sergileniyor.

Karikatür ve Mizah Eserleri Müzesi

Karikatür ve Mizah Eserleri Müzesi, ilk olarak 1975 yılında Karikatürcüler Derneği’nin girişimleri ile Tepebaşı’nda açıldı. 1980 yılında kapatılan müze, 1989 yılında yine derneğin girişimleri ile Gazanfer Ağa Medresesi’nde hayat buldu.

Karikatür sanatına ait çeşitli belge ve özgün yapıtlar, Türkiye ve dünyada yayınlanan karikatür ve mizah dergilerinden seçmeler müzenin koleksiyonları arasında bulunuyor. Ayrıca müze bünyesinde sergileme alanları ve dileyen herkese açık olan baskı atölyeleri yer alıyor.

Karikatür ve Mizah Eserleri Müzesi

Divan Edebiyatı Müzesi

Divan Edebiyatı Müzesi, İstanbul’un en eski ve büyük mevlevihanesi olan Galata Mevlevihanesi’nde yer alıyor. Yapılışından dergâhların kapatılışına kadar mevlevihane olarak kullanılan bina, 1975 yılında müzeye dönüştürüldü.

Yüzyıllar boyunca musiki ile bilimi bir arada kaynaştıran Mevlevihanelerin Türk kültürüne etkileri büyük oldu. Mevlevihanelerin çevresinde toplanan pek çok kişi güzel sanatların pek çok dalında öğrenim gördü ve bilimsel alanda kendilerinden uzun uzun söz ettirdi.

Beyoğlu semtinde Yüksekkaldırım'a inen yokuşun başında yer alan mevlevihane, 2. Sultan Beyazıd Devri’nin beylerbeyi olan İskender Paşa'nın av çiftliği üzerine 1491 yılında inşa edildi. İlk şeyhi Mehmed Semâ-i Çelebi olan mevlevihane Sultan 3. Mustafa zamanında 1766 yangın geçirmiş ise de aynı sultan zamanında bugün ayakta olan mevlevihane yaptırıldı.

Bina daha sonraki yıllarda Sultan 3. Selim, 2. Mahmud ve Abdülmecid zamanlarında onarım gördü. Faaliyetini 1925 yılına kadar sürdüren mevlevihane, 1967-1972 yılları arasında tekrar onarıldı. Külliye halinde inşa edilmiş olan mevlevihane; semahane, derviş hücreleri, şeyh dairesi ve hünkâr mahfeli, bacılar kısmı, kütüphane, sebil, muvakkithane, mutfak, türbeler ve hazineden oluşmaktadır. Mevlevihanede zaman zaman sema gösterileri, Klasik Türk Müziği konserleri ve konferanslar da düzenleniyor.

Divan Edebiyatı Müzesi

Resim ve Heykel Müzesi

Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi’nde 10 Eylül 1937‘de İstanbul Güzel Sanatlar

Akademisi’ne bağlı olarak açılan müze, Atatürk’ün emriyle kuruldu.

Başlangıçta Dolmabahçe Sarayı’ndan, bakanlıklardan, çeşitli resim kuruluşlarından alınan resimlerle oluşturulan müze, bugün Türk resim sanatıyla ilgili en kapsamlı koleksiyonu barındırıyor.

Süreli sergilerin açıldığı müzede bir resim onarım atölyesi bulunurken, yıl boyunca kısa süreli resim kursları da açılıyor. Eserlerin dönemlere göre sınıflandırılarak 20 ayrı salonda sergilendiği müzede, ayrıca Bonnard, Pablo Picasso, Albert, Marquet, Andre Derain, Raoul Dufy, Maurice Utrillo, Henri Matisse ve A. Dunoyer de Sagonsac gibi bazı batılı sanatçıların resim ve özgün baskıları da bulunuyor.

Eski Şark Eserleri Müzesi

Eski Şark Eserleri Müzesi, Halil Eldem Bey tarafından 1917 yılında düzenlenerek hizmete açıldı. Müzede Eski Mezopotamya, Yunan öncesi Anadolu, Asur, Sümer, Akat, Babil, eski Mısır ve İslâmiyet öncesi Arap kültürüne ait 15 bin kadar arkeolojik eser sergileniyor.

Türk İslam Eserleri Müzesi

İlk olarak 1914 yılında Süleymaniye Külliyesi’nde kurulan Türk İslam Eserleri Müzesi, 1938 yılında İbrahim Paşa Sarayı’na taşındı. Türk-İslam sanatı konusunda dünyanın sayılı müzeleri içinde olan Türk İslam Eserleri Müzesi, birçok cami, türbe ve kütüphanede bulunan çok değerli eserler toplanarak oluşturuldu.

Müzede, Abbasiler’e, Memluklar’a, Selçuklular’a ve Osmanlılar’a ait seramikler, cam kandiller, duvar çinileri, alçı kabartmalar, Selçuklu ve Osmanlılar’a ait halı ve yörük kilimleri, gümüş işlemeler, cenaze kemerleri, murassa eserler, sedef kakmalı rahleler, işlemeli bakır taslar, sorguçlar, süs eşyaları, Kâbe’nin anahtarı, değerli taşlarla süslü kandil ve şamdanlar, Sultan Yıldırım Bayezid ile Sultan 2. Selim’e ait büyük ustalık eseri hırkalar, Pertevniyal Sultan’a ait ibrik, Kafkas halıları, kaplar, çekmeceler, işlemeli kapılar, çok değerli el yazması Kuranlar, minyatürler, ciltler, yazı aletleri, Osmanlı padişahlarına ait muhtelif fermanlar; sütun başlıkları, mezar taşları, kitabeler, tuğralar sergileniyor.

Deniz Müzesi

Deniz Müzesi, Beşiktaş İskelesi karşısında, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı denizcilikle ilgili eşya ve bilgilerin saklandığı bir müze olarak hizmet veriyor.

İlk deniz müzesi Kasımpaşa’da kurulmasına rağmen, İkinci Dünya Savaşı esnasında deniz arşivinin Konya’ya nakli kararlaştırılınca müzedeki eşyalar da Anadolu’ya taşındı. Savaştan sonra müze tekrar Kasımpaşa’da ziyarete açıldı ve 1949’da Dolmabahçe Camii’ne nakledildi. Müze 1960 yılında bugünkü binasında faaliyete geçti.

Müzede eski denizci kıyafetleri, donanma model ve maketleri, denizcilik tarihiyle ilgili resimler mevcut. Ayrıca Osmanlı ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında kullanılan gemilere ait malzemelerle hatıralar, bazı deniz kazaları ve şehitlerine ait resimler, el bombası, torpido, tüfek gibi savaş aletleriyle birkaç donanma komutanının maketleri sergileniyor. Müzenin, saltanat kayıklarının sergilendiği bölümde yer alan Sultan 4. Mehmed’e ait saltanat kadırgası günümüze kadar korunmuş olanların en eskisi olarak biliniyor. Müzenin avlusunda ise değişik zamanlara ait çeşitli büyüklükte toplar ile İkinci Dünya Savaşı’nda kıyılarımızda batan Alman zırhlısının bir bölümü bulunuyor.

Deniz Müzesi

Basın Müzesi

Basın Müzesi, 1871 yılında açılan Darülfünun’un ilk binası olarak biliniyor. Restore edilen bina 1988 yılında ise Basın Müzesi’ne dönüştürüldü. 

Müzede Türk matbaacılığının kurucusu İbrahim Müteferrika’dan günümüze kadar Türk basınına ilişkin bilgi ve malzemeler sergileniyor.

Basın Müzesi

Rumeli Hisarı Müzesi

Rumeli Hisarı, İstanbul’un fethi için hazırlıklar yapılırken, İstanbul Boğazı’ndan Bizans’a gelebilecek yardımları engelleyebilmek amıcıyla, 1452 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırıldı. Rumeli Hisarı, Boğaz’ın en dar yerinde ve Anadolu Hisarı’nın karşısında yer alıyor.

Yerden yükseklikleri yaklaşık 30 metre olan ve üç burça sahip hisarın duvarlarının kalınlığı bazı kısımlarda 3 metre, bazı yerlerde ise 5 metreye ulaşıyor.

Fetihten bir müddet sonra savunma açısından önemi kalmayan hisar, idam mahkumu yeniçerilerin cezalarının infaz edildiği, bazı devlet adamlarının ve yabancı temsilcilerin hapsedildiği bir zindan olarak kullanıldı. Son olarak 1953 yılında onarılan ve içine bir de açık hava tiyatrosu eklenen hisar, günümüzde müze olarak kullanılıyor.

Sadberk Hanım Müzesi

Türkiye’de kurulan ilk özel müze olan Sadberk Hanım Müzesi, İstanbul Boğazı’nın Büyükdere mevkiinde tarihi bir yalıda hizmet veriyor.

Müzede M.Ö. 6 bin yıllarından başlayarak Hitit, Frig, Urartu, Miken, Helenistik çağ, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı dönemlerine ait objeler, çini ve seramikler, giyim-kuşam eşyaları ve hat örnekleri sergileniyor.

Tanzimat Müzesi

1952 yılında Ihlamur Kasrı’nda açılmış olan müze, 1969 yılında Yıldız Parkı içinde bulunan Çadır Köşkü’ne, 1983 yılında ise Tanzimat Fermanı’nın okunduğu Gülhane Parkı içindeki binasına taşındı.

Tanzimat müzesinde 1839-1876 yılları arasındaki batılılaşma hareketlerine ait belge ve eşyalar sergileniyor.

Tekfur Sarayı Müzesi

Edinekapı ile Eğrikapı arasında, surların yanında hizmet veren Tekfur Sarayı Müzesi, Bizans’tan günümüze ulaşabilen yegâne saray olması ile bilinir.

Tekfur Sarayı, Bizans’ın sivil mimari tarzını yansıtması nedeniyle, sadece İstanbul için değil, dünya sanat tarihi açısından da oldukça önemli bir yere sahip bulunuyor. Saray’ın kaç yılında ve kim tarafından yaptırıldığı henüz tam olarak bilinmemekte. Günümüzde Tekfur Sarayı üç katlı ve çatısız bir halde bulunuyor.

Topkapı Sarayı Müzesi

Topkapı Sarayı’nın inşaatına hangi yılda başladığı tam olarak bilinmiyor. Bazı kaynaklara göre ilk temellerinin 1460 yıllında atıldığı söyleniyor.

Topkapı Sarayı belirli bir plana göre bir kerede inşa edilmeyerek ve zaman içinde sürekli büyütülerek, eşitli değişiklilklere maruz kaldı. Bu değişim; ya ihtiyaçtan ötürü yeni binaların eklenmesi ile ya da yangın ve diğer nedenlerle tahrip olan eskilerin yerine yeni binaların yapılması biçiminde oldu.

Topkapı Sarayı’nda padişahların ikameti için yapılmış köşklerle Harem Dairesi dışında, sarayı muhafaza eden askerler için koğuşlar, saray sakinlerine ayrılmış çok büyük bir mutfak, saray çalışanlarının barınacağı yatakhaneler, divan toplantılarının yapıldığı Kubbealtı, Peygamber Hz. Muhammed ve halifelere ait eşyaların saklandığı Hırka-i Saadet Dairesi, Gülhane Hastanesi, Sultan 3. Ahmed Kütüphanesi, Enderun Mektebi, Hazine Dairesi, padişahın atları için bir ahır, bir dönem silah deposu olarak da kullanılan Aya İrini Kilisesi gibi birçok yapı yer alıyor.

Topkapı Sarayı, 19. yüzyılın ortalarına doğru terkedildi ve devletin merkezi olma işlevini yitirdi. İlerleyen yıllarda bakımsızlıktan ötürü tahrip olmaya başlayan Topkapı Sarayı’nın dış bahçesinden 1870 yılında demiryolu bile geçirildi. En son 1924 yılında müzeye dönüştürülerek ziyaretçilerin hizmetine açıldı.

Yedikule Hisarı Müzesi

İstanbul’u çevreleyen kara surlarının Marmara’yla birleştiği yere yakın ve adını hisardan alan semtte bulunan Yedikule Hisarı, Bizans imparatorlarının savaş dönüşlerinde kente girdikleri ‘altın kapı’nın hemen arkasında, Fatih Sultan Mehmed tarafından inşa ettirildi.

Yedikule Hisarı inşa edilirken, daha önceden var olan Bzans surlarına ait kuleye üç yeni kule daha eklendi. Beşgen şeklinde olan ve yedi kulelisi bulunan bu eser, sultan 3. Murad zamanına kadar (1574-1595) Osmanlı devlet hazinesinin ve devlet evrakının muhafaza edildiği, hem de önemli yerli ve yabancı mahkumların tutulduğu bir yer olarak kullanıldı. Yedikule Zindanları’ında Sultan 2. Osman, Trabzon-Rum İmparatoru David Kommenos ve oğulları, son Abbasi Halifesi 4. Mütevekkil ve Kırım Hanı Mehmed Giray da dahil birçok yerli ve yabancı devlet adamı tutuklu kaldı.

Son olarak 1959’da restore edilen Yedikule Hisarı günümüzde, içinde şenlik ve konserlerin de düzenlendiği bir müze olarak kullanılıyor.

Yıldız Sarayı Müzesi

Yıldız Sarayı, Beşiktaş’la Ortaköy semtleri arasında yer alan yaklaşık 500 bin metrekarelik bir korunun içinde köşk, kasır, yönetim ve servis binalarından oluşuyor.

Saray adını Sultan 2. Mahmud’un bu koruda yaptırdığı köşkten aldı. Bu köşkü oğlu Abdülmecid döşetti ve Yıldız adlı gözdesini yerleştirdi. Sultan Abdülmecid’in annesi Bezm-i Alem Sultan, 1842 yılında Kasr-ı Dilkuşa isimli bir köşk yaptırarak Yıldız Sarayı’nın büyümesini sağladı. Sultan Abdülaziz devresinde ise Malta, Çadır ve Çit köşkleri inşa edildi. Fakat saray Sultan Abdülhamid döneminde çok gelişti. Sultan Abdülhamid’in devamlı kullandığı bu saray, bir taraftan fiziksel olarak sürekli büyürken, diğer taraftan da Osmanlı siyasi tarihindeki en tartışmalı evrenin içinde yaşandığı mekân oldu.

Yıldız’da yer alan bütün binalar, etrafı yüksek duvarlarla çevrili korunun kuzey ucunda toplanarak sıralar halinde dizili durumda. Korunun geri kalan bölümü Dışbahçe’yi oluştururken, bugün Yıldız Parkı adı ile halka açık olan bu bahçede Çadır ve Malta Köşkleri ve Yıldız Porselen Fabrikası bulunuyor.

Büyük Saray Mozaikleri Müzesi

Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, Sultanahmet Camii'nin güneyinde, caminin külliyesi olan Arasta içerisinde yer alıyor. Müze, Bizans İmparatorluğu Büyük Sarayı'nın revaklı avlusunun kuzeydoğu bölümünde kısmen sağlam kalmış mozaik döşemeyi içine alacak şekilde yapıldı.

M.S. 450-550 yılları arasına tarihlenen büyük saray mozaikleri eşsiz bir ustalıkla işlenirken, mozaiklerde dini konulara rastlanmıyor. Konular günlük hayattan ve doğadan alınırken, bunlar arasında kertenkele yiyen grifon, fil ve aslan mücadelesi, bir kısrağın tayını emzirmesi, kaz güden çocuklar, keçi sağan adam, eşeğine yem veren çocuk, testi taşıyan genç kız, elma yiyen ayılar ve avcı kaplan mücadelesini betimleyen sahneler yer alıyor.

Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, 1953 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne bağlı olarak açıldı ve 1979 yılında Ayasofya Müzesi'ne bağlandı. 1982 yılında Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Avusturya Bilimleri arasında yapılan bir protokol çerçevesinde, mozaiklerin restorasyonu çalışmalarına başlandı. Bu çalışmalar da 1997 tarihinde tamamlandı.

Büyük Saray Mozaikleri Müzesi

İstanbul Fethiye Müzesi

İstanbul'un Fatih-Çarşamba semtinde bulunan Fethiye Müzesi, Bizans döneminde yaptırılan Pammakaristos Manastır Kilisesi olarak bilinir. Kiliseye Latin istilasının son bulmasıyla 13. yüzyılda bir mezar şapeli eklendi.

Fetihten sonra kilise, Hıristiyanların elinde kalıp kadın manastırı olarak kullanıldı. 1455 yılında patrikhane buraya taşındı ve 1586 yılına kadar da patrikhane olarak hizmet verdi.

1574-1595 yıllarına gelindiğinde de kilise 3. Murat tarafından camiye dönüştürüldü ve “Fethiye” adı verildi. Günümüze gelindiğinde ise 1938-1940 yıllarında onarıldıktan sonra müze olarak Ayasofya Müzesi'ne bağlı bir birim haline dönüştürüldü.

İstanbul Fethiye Müzesi

1. Mahmud Kütüphanesi

Sultan 1 Mahmut Kütüphanesi, Ayasofya'nın güneyindeki iki payanda arasında yer alır. 1739 yılında 1. Sultan Mahmud tarafından yaptırılan kütüphane, Türk yapı ve süsleme sanatının ilgi çekici bir eseridir. Kütüphane, okuma salonu, hazine-i kütüb (kitapların korunduğu oda) ve bu iki bölümün arasındaki koridordan oluşur. Okuma odası, Ayasofya ana mekânından başlıkları baklava dilimli altı sütunun taşıdığı bir camekân ve bunu örten tunç şebeke ile ayrılır. Kütüphaneye girişi sağlayan iki kanatlı kapı da çiçek ve kıvrık dallarla süslü tunç şebeke ile kaplıdır ve "ya fettah" oymalı iki kulpu vardır. Okuma odasının duvarları çini ve yazı frizleriyle bezenmiştir. Kapının karşısındaki duvarda Sultan 1. Mahmud'un yeşil çinilerle bordürlenmiş somakiden tuğrası yer alır.

Okuma odası ile hazine-i kütüb'ü birleştiren koridor, çiçek, gül, karanfil, lale, servi motiflerinin görüldüğü çini panolarla bezelidir. Bu panolar renk ve şekil bakımından eşsizdir.

1.Mahmut Kütüphanesi

İmrahor Anıtı (İlyas Bey Camii)

Yedikule semtinde yer alan İlyas Bey Camii olarak bilinen İmrahor Anıtı, İstanbul'daki Bizans dönemine ait en eski yapılardan biri olup, 5. yüzyılda inşa edildi. Manastır ve kilise, kurucusundan dolayı studios olarak tanınırken, bizans döneminde bir dini merkez olarak önemini korudu.

Latin istilası sırasında kilise-manastır büyük ölçüde yıkıma uğrayıp harap oldu. 13. yüzyılda ise gerekli onarımlar yapılıp etrafı kalın duvarlarla çevrildi. İstanbul'un fethinden sonra yapı 1486 yılında İlyas Bey tarafından camiye çevrildi. Daha sonra çeşitli zamanlarda meydana gelen deprem ve yangın nedeniyle büyük ölçüde zarar gören yapının 1908'de çatısının çökmesiyle birlikte yapı onarılmayarak günümüze bu hali ile geldi.

İmrahor Anıtı

İstanbul Tekel Müzesi

1941'de İnhisarlar Umum Müdürlüğü adıyla kurulan Tekel'in 1985 yılına kadar bir müzesi bulunmuyordu. Tekel'in geçirdiği değişiklikleri yansıtmak amacıyla 22 Mart 1985 tarihinde Cibali Sigara Fabrikası'nda bir "Tekel Müzesi" kurulmasına karar verildi.

Müzede demirbaş kayıtlarına göre 306 obje bulunuyor. Tekel Müzesi’nde, Atatürk için yapılan ilk sigara örnekleri, cumhurbaşkanlarımız için yapılan sigaralar, sigara paketleme, puro ve dokuma makinesi; tezgâh ve avadanlıkları, 1925 model İtalyan yapımı İtfaiye Otomobili, sigara poşeti, karton kutu ve diğer ambalaj malzemeler, fabrikada yapılan sigaraları gösteren alfabetik katalog, reji idaresi zamanında yapılan sigara örnekleri albümü, fabrikanın muhtelif mekânlarının eski fotoğraflarını gösterir albüm ve çeşitli tablolar sergileniyor.

Çinili Köşk Müzesi

Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472 tarihinde yaptırılan köşk, İstanbul'daki en eski Osmanlı sivil mimarlık örneklerinden birisi. 1875-1891 yılları arasında Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kullanılan Çinili Köşk Müzesi, 1953 yılında Türk ve İslam eserlerinin sergilendiği Fatih Müzesi adı altında ziyarete açıldı.

Köşkün giriş cephesi tek, arka tarafı ise iki katlı olup girişte 14 sütunlu mermer bir revak bulunuyor. Giriş eyvanı mozaik çinilerle süslü, 6 oda ve bir orta salondan oluşan köşkte Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait çeşitli çini ve seramikler sergileniyor.

Çinili Köşk Müzesi

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?