Mimar Sinan’ın Az Bilinen Eserleri

Mimar Sinan’ın en çok bilinen eserlerinin yanında, az bilinen ama en az diğerleri kadar güzel eserlerini biliyor musunuz?

29.06.2017

Haseki’de Güçlü Bir Kadın Esintisi “Haseki Sultan Külliyesi ve Camisi”

Mimar Sinan’ın İstanbul’da vücuda getirdiği ilk eser, Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir aşk duyduğu Hürrem Sultan adına yaptırdığı ve 1539’da biten Haseki Sultan Külliyesi’dir. Osmanlı döneminde hem ülkeye hem de padişaha hükmedecek kadar güç kazanan Hürrem Sultan’ın gücü ve tutkulu yapısı, eserde hemen göze çarpar. İran mimarisi başta olmak üzere, Mimar Sinan’a kadar gelen mimari akımlara atıfta bulunan Haseki Sultan Külliyesi’nin ilginç bir özelliği de camiyle külliyenin iç içe olmayışıdır.

Haseki Sultan Cami, başlangıçta tek kubbeli olarak yapılmış. 1612 yılında ise ikinci bir kubbe eklenmiş. Caminin çini kitabesi günümüzde Çinili Köşk Müzesi'nde muhafaza ediliyor. Külliyenin medresesi, mektebi ve darüşşifası ise eserin bütünlüğünü ve azametini gözler önüne seriyor. Yapı, bir taraftan Sinan’ın içinden geldiği Osmanlı mimari kültürünün unsurlarını diğer taraftan da kendisine has üslubunun ilk yansımalarını taşıyor.

Bir Hüzün Abidesi “Şehzade Camii”

Kanuni Sultan Süleyman’ın genç yaşta ölen oğlu için yaptırdığı Şehzade Mehmet Camii, sade ve hüzün dolu bir eser. Bir babanın kaybını ve acısını mimari bir yalınlıkla yansıtıyor. Sinan’ın beş yılda tamamladığı yapı, bugün bile sadeliğini ve hüznün vakarını koruyor. Eserin başka bir özelliği ise Sinan’ın inşa ettiği ilk selâtin külliyesi (Osmanlı padişahları ve valide sultanların yaptırdığı, padişahın namaz kılması için hünkâr mahfili bulunan büyük cami ve külliye) ve ilk anıtsal yapısı olmasıdır. Yapının sade ama görkemli yapısı, Osmanlı mimarisinde eşine az rastlanır çok ince bir bezeme programıyla süslenmiş. Bu da esere farklı bir görsellik katıyor.

Şehzade Camii

Caminin iç mekânı ve avlusu -hünkâr mahfili dışında- tümüyle gezilebiliyor. Medresesi, Türk Dünyası Araştırma Vakfı tarafından “Şehzade Mehmet Sofrası” adıyla restoran haline getirilmiş. Şehrin ve trafiğin ortasında olmasına rağmen duvarlarının arasında sakin ve huzurlu bir dünya saklıyor.

Su Kemerlerinin Hası “Mağlova Kemeri”

Su sorunu Osmanlı döneminde de halkın sıkıntı çektiği konuların başında geliyordu. Padişahların emri ile yapılan su kemerleri halkın su ihtiyacını karşılayan yapılardı. Sinan'ın günümüze kalan seçkin eserlerinden biri olan Mağlova Kemeri, yalnızca teknik bir yapı olarak değil, değişken unsurları ve kemerlerinin ölçü farklılaşmaları bakımından mimarlık tarihinde benzeri olmayan bir yapısal bir matematikle düzenlemiş muazzam bir tasarım ürünüdür. Mağlova Kemeri aynı zamanda dünya su mimarisinin başyapıtı sayılır.

Mağlova Kemeri

Hüsrev Kethuda (Ortaköy) Hamamı

Yapım tarihi tam olarak bilinmese de tarihi kaynaklar tarafından Mimar Sinan’a atfedilen Hüsrev Kethuda Hamamı, 1990’lı yıllara kadar hamam olarak kullanılıyordu. Son yıllarda önce alışveriş merkezi olarak, daha sonraki yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarının ardındansa restoran olarak hizmet vermeye başladı. Özgün işlevini kaybetmesine rağmen 16. yüzyıldaki görünümünü korumayı başarmıştır.

Ayasofya’ya Sinan Yorumu “Kılıç Ali Paşa Camii”

Hikâyeye göre; Kılıç Ali Paşa aslında bir İtalyan korsanıdır. Osmanlı Donanması tarafından yakalandıktan sonra, başarılı bir denizci olduğu için ölüm cezası affedilir ve “kaptan-ı derya” rütbesi verilir. Kılıç Ali Paşa, ne zaman sefere çıksa veya seferden dönse Sarayburnu’ndan geçerken “Şu Ayasofya ne güzel” der ve Mimar Sinan’dan Ayasofya’nın bir benzerini kendi adına yapmasını ister. Uzun süre bu isteğe direnen fakat sonunda tehdit edilmeye başlayan Sinan, çokta istememesine rağmen bu camiyi yapar. Tarihi kayıtlara göre Sinan’ın kendine özgü bir iz taşımayan tek eseri Kılıç Ali Paşa Cami’dir. Ama her ne olursa olsun bu 1/5 ölçeğindeki Ayasofya, ziyaretçilerine zengin mermer işçiliği ile mimari bir şölen sunmaktadır.

Kılıç Ali Paşa Camii

Ayasofya’nın İki İncisi

Sinan’ın İstanbul’a bir başka armağanı olan Ayasofya Müzesi minareleri Fatih Sultan Mehmet döneminde eklenen iki minareye ek olarak yaptığı, önceki minarelere göre daha kalın olan iki minaredir. Ayrıca Ayasofya’yı depremden korumak için yaptığı dayanaklarla, eserin günümüze kalmasını sağladığı uzmanlarca da kabul ediliyor.

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?