Osmanlı İstanbul'unu Gezmek

Osmanlılar, kentin sessiz dilinden anlayarak yaşamını sürdürmesi için bütün varlığını ortaya koydu ve bu uğurda bir metropol imparatorluğu yarattı.

13.06.2017

Akdeniz imparatorluklarının son başkenti İstanbul, Roma, Bizans ve Osmanlı sanatının üstün kalitedeki mimari ve el sanatı örnekleriyle yeryüzünün önde gelen kültür merkezleri arasında sayılır. Bizans ve Osmanlı başkenti olarak 2000 yıllık bir kentleşmenin de ana hatlarıyla günümüze kadar geldiği İstanbul, sadece suriçi değil, Haliç, Eyüp, Pera, Galata, eşsiz Boğaziçi ve Üsküdar, Kadıköy ile Adalar’dan oluşan geniş çevresiyle olağanüstü yaşam ve mimari değişimin de biriktiği bir hazinedir.

Siyasi değişimlerle her dönemde farklı bir üslup ve tavrın sahnesi olan İstanbul’un köşeleri eşine az rastlanır bir renkliliğe sahiptir. Orta çağın en geniş ve güçlü kale kenti olan suriçi İstanbul’unda Mese-Divanyolu Caddesi ve kollarının böldüğü kent, günümüze kadar emperyal ve dini hiyerarşiden başlamak üzere mahalleye inecek şekilde kalabalık ve topografyaya uyumlu bir şehirleşmeye sahne olur. Kıtalararası bir arenaya bakan Sarayburnu’ndaki akropole yerleşen monarşik dünyanın en etkin kurumlarından Topkapı Sarayı başta olmak üzere resmi alay meydanı olan, Bizans, Osmanlı hanedan ve zadegan saraylarıyla kuşatılan forumlar ve hidopdom alanı Atmeydanı, Edirne ve Trakya yollarına bağlanan Avrupa hattından gelen ziyaretçileri kuvvetli surlarla karşılayan kentin saltanat simgesiydi.

Osmanlı Zamanında İstanbulDünyanın büyüklüğüyle ilk merkezi planlı yapısı ve bundan böyle İstanbul’un emperyal mimarisini belirleyecek olan güzel Ayasofya başta olmak üzere İslami bir iktidar olduğu halde Akdeniz hakimiyeti adına ‘Rum’ olgusunu kimseye bırakmayan Osmanlı’nın her seferinde bu başat rolünü vurgulayan muhteşem cami külliyeleri anıtsal ve asil bir siluet meydana getirir. Osmanlı klasik uygarlık düzeyinin canlı bir simgesi olan Sinan’ın semt ölçeğine yayılan Şehzade ve Süleymaniye’sinden itibaren Sultanahmed ile zirveye çıkan emperyal vurgu, Barok üslubun da dünya çapında ünik bir örneğini Nuruosmaniye ile vererek düşüş döneminde bile Yeni Çağ’ın tümüne yayılan bir süper güç olduğunu gösterdi.

Osmanlı’nın Metropol İmparatorluğu

Osmanlılar, dünyanın en kalabalık ve müreffeh başkentli olarak bulduğu İstanbul karşısında adeta hayranlık dolu bir hırsla kentin sessiz dilinden anlayarak yaşamını sürdürmesi için bütün varlığını ortaya koydu ve bu uğurda bir metropol imparatorluğu yarattı. Bizans’tan devraldıkları Haliç limanının üst bölümünü ithal ettikleri emtianın ezeli merkezi Galata’ya, donanmayı Kasımpaşa’ya ve her türlü iaşe maddesini Eminönü’ne yığan Osmanlılar, doymak bilmez bir tüketici olarak yeryüzünün en işlek limanını yüzyıllar boyunca yaşattılar.

Eminönü - Bayezit hattını Bizans’tan günümüze kadar sayısız han, pasaj, hamam ve nihayet sınırsız Kapalı Çarşı ile değerlendiren Osmanlılar, kentin bütün Bizans forum ve kiliselerini birer büyük cami ile adeta kapalı meydanlara ve mahalle mescitlerine dönüştürdüler. İslamın öngördüğü fanilik-ebedilik karşıtlığını ahşap konut ve kagir kamu mimarisinde açıkça gösteren Osmanlı’nın bu tavrı hanedan, kapıkulu ve ulemadan oluşan zadegan ile eşraf, esnaf, zımmi ve avamdan oluşan reaya tabakalarının doğal karşıtlığına da denk düşer.

Osmanlı Zamanında İstanbulFatih Sultan Mehmed’in kanunname çıkaracak kadar Akdeniz monarşik geleneğine dayanarak dünya hakimiyetine oynayan ve bu uğurda Havariyun kilisesi ile Constantin Mozolesinin yerine yapılan Fatih camii ve türbesi çevresindeki geometrik kentsel düzenleme, Süleymaniye ile zirveye çıkan ve bütün 16.yüzyılı dolduran bir hanedan gösterisini sanata yansıttı. Rönesans’ın merkezi anlayışına uygun olan bu resmi ve emperyal tavır, dinin yayılımı bahanesiyle Osmanlı klasik üslubunu ve hanedanıyla zadeganının yapılarını Rönesans’ın önde gelen merkezi şemaları haline getirdi. Oysa sosyal nedenlerle dünyada olduğu gibi imparatorluktaki toplumsal değişimler sanata yansıyınca, adı konmamış bir aristokrasi oluşturan ulema ve kapıkullarının yaptırdığı tekke ve medreseler Divanyolu tipli külliyeler adıyla mahalle boyutuna inerken, skolastik eğitim de yükselen bu sınıfların donmuş bir toplum yapısını dayatmasının sonucuydu.

Sarayı kuşatarak birçok padişahın ve vezirin canına mal olan ve yönetimi üstlenen kapıkullarıyla hanedanı buluşturan haremin de ön planda olduğu geç klasik dönemde reayayla zadeganı buluşturan mahalle külliyeleri dışında konut ve saray mimarisinin de sivilleşerek ahşap malzemeye döndüğü, sur dışında yalı ve sahilsaraylarla Haliç ve Boğaziçi kıyılarını eşsiz bir kültürel çevreye dönüştürdüğü görülür.

Sadabad ile başlayan ahşap sahil saraylar, Haliç ve Boğaziçi’nde başta Sultanın Beşiktaş sarayı olmak üzere hanım sultanların Eyüp, Kuruçeşme saraylar dizisiyle Osmanlı zadeganının yalı ve sahilhanelerinin zirvesinde cephedeki birçok çıkması, yatay kuruluşu, avlularını çevreleyen yapı kanatları ve hiyerarşik olarak geri plandaki damatların selamlık daireleriyle eşsiz bir yere sahip olan Osmanlı konutunun muhteşem örnekleri olarak İstanbul’u 18 ve 19.yüzyıllarda olağanüstü romantik bir kent haline getirdi.

Osmanlı Zamanında İstanbul

Zerafet ve İhtişam Odağı İstanbul

Cihad devrinin geride kalıp başkent ve Osmanlı yaşamının sivilleştiğini, sosyal tabakalaşmanın oluştuğunu gösteren ve konutun ön planda olduğu ahşap İstanbul, klasik Osmanlı kültününün de son günlerini oluşturuyordu. 18.yüzyılda imparatorluğun siyasi gerilemesinden kaynaklanan yenileşme ihtiyacı, hala bir süper güç olduğu için dünyayı yönetmeye hazırlanan Avrupa’nın zengin Barok ve Rokoko üslup deneyimlerinden aldığı motifleri klasik kalıplara başarıyla uyarlamasını sağladı.

Nuruosmaniye, Laleli, Selimiye külliyeleri bu sentezin kent mimarisinde yeni bir çığır açan örnekleridir. Bu restorasyonun acilen gereksindiği askeri alanda yapılan avlulu kagir kışlalar, tersane, tophane külliyeleri ve yüksek tabakanın konutundaki batıyla boy ölçüşecek kadar girift rokoko dekor ve duvar resimleri tarihin en başarılı sentezlerinden biri olan Osmanlı’nın başkentini, yabancı gözlemlerin de zevkle onayladığı bir zerafet ve ihtişam odağı haline getirdi.

Tanzimat reformlarıyla bir bakıma çağdaş ve Batı etkilerini aktaran imparatorluk, bu dayanıksız fakat eşsiz görüntüyü Balyan mimar ailesiyle kalıcı kagir malzemeyle yenileyecek, ancak çeşitli kamu yapıları, anıtsal saraylar ile kentin görüntüsü Avrupa’dakilere benzeyerek sıradanlaşacaktır.

Çağdaş Yaşamın en Makbul Semtleri

Batı baskısının yarattığı kompradorların elçiliklerle birlikte yerleştikleri Beyoğlu’nun tam bir ekonomik ve sosyal sömürü düzeniyle beslenen renkli yaşamının kontrolündeki yabancılaşma, Osmanlı yönetimini de sürükleyerek Beyoğlu başta olmak üzere Yeşilköy, Adalar ve Kadıköy semtlerinde müslim-gayrimüslim beraberce yaşanan, neoklasik ve art-nouveau üsluplu, bitişik nizam veya geniş bahçeler içinde dikey hatlı, kuleli köşkleri oluşturdu.

Osmanlı Zamanında İstanbul

Böylece Marmara sahil ve adalarında günümüzde de çağdaş yaşamın en makbul semtleri oluştu. Saray ise kendi kurumlaşması ve kuralları gereği Dolmabahçe gibi zengin batılı dış görüntüsü içinde olabildiğince yaşam geleneklerini bırakmayan bir mekân düzenini diplomatik görüntü açısından yoğun bir mobilya düzeniyle süsledi. Saray geleneğinin gücü, imparatorluk sona ererken çağdaş ancak dağınık düzenli Yıldız sarayı ile bir bakıma klasik kalıba döner.

Klasik gelenek, halkın ahşap ve yatay, mütevazı konutuyla sürerken, 19.yüzyılda yenilenen tekke ve kiliselerle neoklasik detaylar kazansa da Osmanlı kültürünün yüzyıllardır damıttığı asil bir feragat anlayışını derinden derine imparatorluğun sonuna kadar taşıdı. Sosyal ve sivil hayatta yaşanan geleneğin gücü, emperyalizme karşı son bir başkaldırıyla yaşamı biten Osmanlı’nın Meşrutiyet döneminde sömürünün maskesi oryantalizmin mistik buğusundan sıyrılarak Selçuklu ve klasik detayların donattığı zarif bir nostalji ile güzel İstanbul ve Anadolu’muzu süsledi.

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?