Samatya; Geçmişin Gönlünden Muhabbetin Deminden

Görmüş geçirmiş Samatya’ya uğrarsanız eğer, harlı muhabbetlere, coşkusu muhabbete meze olmuş bir tutam musikiye misafirsiniz demektir.

19.07.2017

Dışarlıklı müşteriyle, Samatya’nın yerlisi, birbirini yabancılamadan paylaşır neşeyi ve meyi. Ara sokaklarda ‘eski mahalle’ dokusu hâlâ capcanlı. Samatya’nın kendine has kokusunda en baskınıdır deniz.

Kadri keyiftendir dokusu, televizyon yıldızı Samatya meydanının. Talana tutulmuş mimarisi gücenik de olsa, gözünüze çarpan her ayrıntı, sizi çocukluğunuza, eski İstanbul’a götürür teklifsiz.

İstanbul’un kozmopolit yapısını ve tarihinin yükünü taşıyan, kendi kültüründen gelen keyifli değerleriyle şehrin muhabbet düşkünlerinin gönlünde apayrı yeri olan bir semttir Samatya.

Semte ayak basıldığı anda, sol taraftaki denizin kokusu sağ taraftaki ızgara midye ve balık kokusuna karışır. Parke taşlardan yukarı kıvrılan dar yol, ilk defa gelenler için hoş bir sürpriz barındırır. Kadıköy’ün çarşı sokaklarını andıran yol, hele bir de geceyse, meydana açıldığı anda İstanbul’u neden bu kadar sevdiğinizi bir kez daha anlarsınız. Kadri keyiften olduğu hemen belli meydanda meşhur Develi’nin ışıkları ve tarihi dokulu mimarisi, etrafı saran balıkçılar ve balık restoranları, sokağa atılmış masalar gözünüzü alır, günündeyseniz bir harlı muhabbet ve coşkusu muhabbete meze olmuş bir tutam musiki çalınır kulağınıza.

Samatya Eski Hali

İstanbul’dan da eski olan bu yerleşim yerinin müdavimi çoktur ama İstanbul’un başka yerindekilere benzemezler. Gelip giden ya entelektüel ya güngörmüş ya da ikisi birdendir. Aileler vardır, bir de öğrenciler. Rakı ve balık, Samatya’da her daim ev sahibinizdir. Bu hiçbir zaman ayrılmayacak romantik ikili, oturduğunuz sandalyenin en rahatını bulmanıza kadar gönlünüzü hoş etmeye çalışır, meydanın havası yüzyılların bıraktığı enerjiyle çevrenizi sarar. Samatya’da sadece keyifçi turist değil de biraz meraklıysanız etrafa, yukarı mahalle çocukluğunuzu anımsatacak güzellikler saklar. Bu güzelliği mimaride aramamak gerekir, zira mimari şehrin hemen her yerinde olduğu gibi yer yer talana tutulmuş, ıstıraplıdır, güceniktir. Ancak ara sokaklarda bulduğunuz eski mahalle dokusu, ip atlayan çocuklar, muhabbeti cama vurmuş ev hanımları, zanaatkarlar ve sokak satıcıları elinizden tutup çocukluğunuza çekebilir.

Şehrin hiçbir yerinde göremeyeceğiniz kadar kilise ve tarihin izi çıkar karşınıza. İki dinin bir arada, yerini şimdilerde biraz endişeye bırakan bir saygıyla var olduğu, bu beraberliğin yarattığı estetik güzelliğin ise varlığını koruduğu, kelimenin hakkıyla ‘eşsiz’ bir yerdir Samatya.

Tarihi İstanbul’dan da eski...

Bir zamanlar Ermeni ve Rum nüfus yoğunluğuyla dikkat çeken Samatya, aynı sebepten ötürü şehrin en fazla kilise barındıran yeridir. Kendi halinde ibadethaneler olan bu kiliseler, samimi bir cemaate ve saygılı komşulara sahiptir. Zira şehrin en güzel camilerinin bazıları da hemen yukarı semtte, Kocamustafapaşa’da yer alır. Samatya ismi Yunanca Psamathos (kum)’dan, psamathion (kumluk) kelimesinden geliyor. Tepeden bakıldığında muhteşem bir köy görünümü olan semtin bir zamanlar kumlarla kaplı bir sahili ve muhteşem bir doğası olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. Samatya’nın tarihi İstanbul’unkinden eskiye uzanıyor. Megaralılar’ın ünlü kumandanı Bizas, Byzantion’u kurarken burası köy tipi küçük bir yerleşim alanıymış. I. Theodosios (379-395) zamanında şehir batıya doğru genişlerken, surların da çevrilmesiyle Samatya İstanbul’un bir parçası olmuş.

Samatya Eski Hali

Osmanlı döneminden önce Rum ve Ermeniler’in yerleşim yeri olan bölge Fetih’ten sonra da bu özelliğini korumuş. II. Mehmet (Fatih), çocukluk arkadaşı olduğu söylenen Bursa I. Episkopos’u Hovagim’i İstanbul’a getirip Ermeni Patrikhanesi’nin başına geçirmiş. Rum Patriğine verilen tüm haklar ona da verilmiş. Bölgedeki Ermeni nüfusu da Fatih Sultan Mehmet’in bu iskân politikası sonucunda giderek artmış. Bu iskân politikası onun ölümünden sonra da (özellikle III. Murad döneminde) devam ettirilmiş. Bununla birlikte Anadolu’dan Türk hanelerinin buraya yerleşmeye başlamaları da hemen hemen aynı zamanlara denk geliyor.

Rum Patrikhanesi 1461 yılında ilk olarak Samatya’da kurulmuş. 1640’larda ise Kumkapı’ya taşınmış ancak birkaç kez iki bölge arasında yer değiştirmiş. Çok uzun yıllar Hristiyan kesimin yerleşim yeri olan bu bölge, 1950’lerde başlayan Anadolu göçü sonrasında giderek Türkleşmiş ve Müslüman nüfus yoğunlaşmış. Kıbrıs gerginliğinin had safhada olduğu 6-7 Eylül 1955 olaylarından sonra özellikle Rum kesim tamamen burayı terk etmiş.

Şimdilerde ise Samatya, geçmişinden gelen kültürel zenginliğini neşe ve mey ile İstanbul’un en kendine has semtlerinden biri sıfatına sahip olarak sunmaya devam ediyor...

Ali Haydar’ın Yeri

Samatya, durduğu yerde film seti gibi mimarisiyle pek çok dizi ve filmin çekimine de ev sahipliği yaptı. Bunların en meşhuru kuşkusuz Türkan Şoray ve Şener Şen’i buluşturan, bir döneme damgasını vuran ‘İkinci Bahar’ dizisi. İkinci Bahar’da, Antepli Ali Haydar ustanın leziz kebaplarını sunduğu mekân, sanki dizi hiç bitmemişçesine varlığını korumaya devam ediyor. Üstelik Ali Haydar ustanın bir nevi ta kendisiyle birlikte. Girişte kimi zaman misafirleri karşılayan, tavırları ve tipiyle Ali Haydar karakterini birebir taşıyan Antepli usta görenleri şaşırtıyor ancak, samimiyeti ve yakınlığı ile kısa sürede kendinizi dizinin içindeymiş gibi hissetmenizi sağlıyor.

Samatya İkinci Bahar

Ali Haydar usta ile –kendisine başka isimle hitap edildiğinde kimse tanımıyormuş- ocak başında hem havası hem gönlü ‘sıcak’ bir sohbet gerçekleştirdik. Spesiyal kebabının hangisi olduğunu sorduğumuzda cevap tabii ki ‘fıstıklı’ oldu. Antepli bir ustadan da başkası beklenmezdi zaten. ‘Boz’ fıstığın rengini gördüğünüzde, fıstık yeşili denilen şeye dair bildiklerinizi unutuyorsunuz. Bir de Ali Nazik tavsiye ediliyor ama ustaya sorarsanız hiçbirinin birbirinden altta kalır yanı yok. Bu inanılmaz benzerlikle Ali Haydar ustanın mekâna geliş hikayesi de ilginç. Mekân sahipleri dizinin ruhunu sürdürmek amacıyla gazeteye Şener Şen’in canlandırdığı tipe uygun bir usta için ilan vermeyi, hatta yarışma düzenlemeyi bile düşünmüşler. Bizim ‘orijinal’ Ali Haydar usta ise o sıralarda Dolapdere’de kebapçı dükkânı işletirken hayranlıkla diziyi izlemektedir. Dizi bittiğinde mekânın devam ettiğini öğrenir. Ama ona göre bir eksiklik vardır mekânda. “Ben eksiktim orada” diyor usta. Bunun üzerine niyet edip, ayaklanıp varmış restorana. Mekânın işletmecisi arayıp da bulamadıklarını karşısında görünce kısa bir şaşkınlık sonrası hemen iş teklif etmiş. Usta önce biraz nazlanmışsa da koluna girip bırakmamışlar. Niyet de var ya, kalmış yerinde Ali Haydar usta. “Bütün masraflarını karşılasam, beni oyna desem böyle oynayamazdı” diyor Şener Şen için. “Benim hayatım değil yanlış anlaşılmasın. Rol icabı hareketlerinde, insanlara bakış açısında, taş kafalılığında bile aynı ben” diye ekliyor. Kor sıcağını yemiş halimizle epeyce gülüyoruz. Diziden sonra Türkan Şoray, Tan Sağtürk gibi isimler gelmişler. Şener Şen henüz gelememiş.

Ustayı kapıda görünce Türkan Hanım da “Ah, bakın Ali Haydar da burada!” diyerek benzerliği onaylamış. “Ben şimdi dışarı çıkıp gerçek ismimle bağırsam bana deli derler” diyor. Ali Haydar usta ve ekibi misafirlerle dostluğa, samimiyete özellikle önem veriyorlar. İleride dizi için bir nostalji günü düzenlemeyi düşünüyorlar. Dizinin tüm oyuncularını bir araya getirecekleri, herkesin kendi yerinde oturacağı özel bir gün yapılması planlanıyor.
Şener Şen’de hayat bulan Ali Haydar çok sevilmişti.
Adı başka ama o, Samatya’nın gerçek Ali Haydar’ı.

Lezzet Köşeleri

Samatya’da Kuleli Meyhanesi, Develi gibi meşhurların yanı sıra salaşlığı ve samimiyeti ile ilgi çeken iki mekân daha var: ‘Annemin Yeri’ ve ‘Küçük Ev’. Samatya ruhunu yaşamak isteyenler mutlaka ziyaret etmeli. ‘Annemin Yeri’ İstanbul’un en lezzetli midye ızgaracılarından biri, şüphesiz. 4. Levent’ten Sarıyer’den gelenler var. Sarımsaklı sosu, finalde ekmekle sıyrılmayı gerektirecek düzeyde, midye ızgara ise ağızda dağılıyor.

Samatya

İşletmecisi Nizam Bey’in aç ve yoksullar için her zaman ayırdığı bir lokması var. Muhabbeti de cabası. ‘Anne’ Perihan Hanım ise Samatya’nın en eskilerinden. Dört çocuğunun ikisini bu tezgâh sayesinde okutmuş. Tek sorunu güvenlik. Çalışan bir kadın olarak özellikle geceleri kendini daha güvende hissedebilmek istiyor. Komşu mekân Küçük Ev ise Samatya dokusunun tam hissedileceği, meydana merkezi konumdan hakim masalarıyla hesaplı lezzetin keyfine bakılabileceği şirin bir mekan. Balık ızgaraları ister porsiyon ister ekmek arası, çok lezzetli. Salata büyük porsiyon, servis hızlı.

1912’de Gaziantep’te açılan ilk Develi restoranının ardından Arif Bey 1966’da İstanbul’un ilk Develi restoranını Samatya’da açmış. Bir çiğ köfteci olarak başlayan mekân, bugün Etiler’den Kalamış’a uzanan bir kebap saltanatının ilk halkası. Pek çok ünlünün de uğrak yeri olan Develi, panoramik Marmara manzaralı terası ve birbirinden lezzetli kebaplarıyla ünlü.

Samatya’nın en eski ve meşhur meyhanesi Kuleli, 30 seneyi aşkındır misafirlerini ağırlıyor. Ünlü müdavimleri ve meydana hakim masaları bulunan mekanın fiyatları da makul seviyede. Zeytinyağlı mezelerini denemek gerekiyor. Sazlı sözlü muhabbet isteyenlere de çalgıcılar eşlik edebiliyor.

Develi
’den ayrılan üst düzey kadro tarafından kurulan Sedir Kebap, meydanın en güzel binalarından birine sahip. Mekânın sahibi Özcan Bey meşhur sarmaşıklı duvarın sarmaşığını ektirmiş; etrafın güzelliğine ve meydanın dokusuna katkıda bulunan işletmeciler arasında. Parça et, kaşar, soğan, sebzeli ve fıstıklı kebaplarla hazırlanan Sedir Special ve Çiğ köfteleri tavsiye olunur. Mekânın deniz ve tren yolunu gören bir terası da var. 

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?