Samatya’da dört mevsim bahar!

Geçmişe özlem denince, eski semt dokusu ve sıkı mahalleli ilişkileri mutlaka akla gelir. Biz de eski dokusuyla meşhur olan Samatya’ya uğrayalım istedik.

21.03.2017

Ne zaman eskiden çok daha iyi olan şeylerden laf açılsa, o meşhur ‘nerde o eskiler’ nidaları yükselmeye, diğer bir deyişle, nostalji rüzgârları esmeye başlar.

Konu İstanbul olunca, eskiye özlem kavramı daha da derinleşiyor. Eski İstanbulluların güzelliklerinden tutun da Boğaz’ın balık çeşitlerine kadar pek çok konu, eskiye özlem duyma gerekçesi olabiliyor. Ama İstanbul mahalleleri, mahallelileri, komşuluk ilişkileri gibi kavramlar gerçekten de özlenmeyecek gibi değil.

İşte hem bu özlemi gidermek hem de hâlâ yukarıda bahsettiğim tüm bu güzellikleri yaşatmayı sürdüren semtleri daha geniş kitlelere tanıtma yolunda televizyon gerçekten de çok önemli bir araç olarak kullanıldı, kullanılmaya da devam ediliyor. Bunun en önemli örnekleri ise televizyonların en sevilen dizileri…

İstanbul’un eski dokusunu koruyan nadide semtlerinde çekilen dizilerle uzun yıllar mahalle ruhu yaşatıldı. Mesela Çengelköy’de, mesela Samatya’da… Şimdi, işte bu o kendine has dokusunu bir nebze de olsun korumayı başarmış çok özel bir semte, İkinci Bahar dizisiyle tekrar meşhur olan Samatya’ya uğrayalım istedik.

Samatyanın Tarih Kokan Sokakları

Fatih ilçesi sınırları içerisinde yer alan Samatya, Kocamustafapaşa semti ile Marmara Denizi arasına sıkışmış gibidir; batısında Yedikule, doğusunda da Yenikapı semtleri yer alır. Hareketli meydanı, dizi dizi balık restoranları, orijinal dokusunu koruyan evleri, kiliseleri ve farklı sakinleriyle Samatya, gerçekten de İstanbul’un en dikkate değer köşelerinden birisidir.

Önce Geçmişe Yolculuk

Samatya adının Bizans döneminden, ‘Psamathion’ kelimesinden geldiği biliniyor. Bu kelime, ‘Psamathos’tan türemiştir ki bu da kum anlamına gelir. Samatya isminin kum ile ne bağlantısı mı var? Samatya eskiden oldukça kumluk bir yöreymiş ve sahillerinden sürekli olarak kum çıkarılırmış.

İstanbul’a ilk güçlü yerleşimi kuran Megaralıların efsanevi komutanı Byzas İstanbul’a adım attığında bugünkü Samatya’nın bulunduğu yerde bir köy bulunuyormuş. Bu köy, İmparator I. Theodosius döneminde (379-395) genişleyen şehir sınırları içerisinde kalmış. Bizans döneminde pek de yoğun yerleşim bulunmayan bu bölgede daha çok kilise ve manastırlar varmış. Yöreye V. Yüzyıl’da inşa edilen Studios Manastırı, bölgeyi iyiden iyiye bir dini merkez haline dönüştürmüş. Bu yapıdan geriye kalan Ioannes Prodromos Kilisesi (İmrahor Camii), bugün İstanbul’da kısmen de olsa ayakta kalmış en eski kilisedir.

Eski Samatya

Samatya, İstanbul’un fethinden sonra da çok uzun yıllar boyunca bir Hıristiyan semti olma özelliğini sürdürdü. Bunda en büyük pay hiç kuşkusuz Fatih Sultan Mehmed’in gayrimüslimlere karşı uyguladığı ılımlı politikaydı. Öyle ki, Sultan II. Mehmed Bursa Ermenilerinin dinî lideri Episkopos Hovagim’i İstanbul’a getirtip Samatya’ya yerleştirmiş ve ona Rum Patrikhanesi’ne tanıdığı tüm olanakları tanımış. Böylece burada 1461’de kurulan Ermeni Patrikhanesi, 1640’lı yıllara kadar Samatya’da kalmış. Patrikhane daha sonra Kumkapı’ya taşınmış. Fatih sonrası padişahları da Ermenileri Samatya, Yenikapı ve Kumkapı bölgesinde iskân etme politikasına devam ettiklerinden bu bölge sürekli olarak bir gayrimüslim ikametgâhı olma özelliğini korumuş. 

Tüm bunların yanında doğal olarak Samatya ve çevresinde Müslüman kimliği de yıllar içerisinde yavaş yavaş boy göstermiş. XVI. Yüzyıl’dan itibaren bölgeye yapılan Abdi Çelebi Camii ve Ağa Hamamı gibi önemli Mimar Sinan eserleri ile birlikte bu kimlik iyice pekişmiş.

Samatya Kilise

Cumhuriyet Devrinde Samatya

İstanbul’un Cumhuriyet döneminde, özellikle 1950’li yıllarda çok fazla göç alması, Samatya’nın kimliğinin değişmesinde önemli rol sahibidir. Hele İstanbul’da baş gösteren altı-yedi eylül olaylarından sonra Samatya bir Ermeni-Rum semti olmaktan iyice uzaklaşarak, ‘içerisinde gayrimüslimlerin de yaşadığı bir Müslüman semti’ kimliğine bürünür. Yine bu göç dalgası ile semtin fiziksel görünümü de olumsuz yönde değişir. Dört bir yanda biten apartmanlar, ahşap ve kâgir evlerin sayısını iyiden iyiye azaltır ama yine de hepsini tüketmeyi başaramaz.

Bugün, bakımsız olsalar da hâlâ ayakta kalmayı başarmış kâgir ve ahşap yapıları bulabileceğiniz, dar ve ızgara planlı sokaklarıyla, sayıları azalmış olmakla birlikte Rum geleneğini sürdüren salaş meyhanelerinden daha lüks restoranlarına kadar keyifli yeme içme mekânlarıyla Samatya, İstanbul’un çok özel semtlerinden biri olma özelliğini sürdürmeyi başarıyor.

Samatya Meyhane

İşte o bir dönemlerin en güzel semti Samatya, tam da unutulduğu zamanlarda, başrollerini Şener Şen ve Türkân Şoray’ın paylaştığı İkinci Bahar dizisi ile tekrar popüler olmuş, sırf bu dizi yüzünden bir yerli turist patlaması yaşamıştı. Bu popülarite sayesinde semt esnafı, en azından dizi sürdüğü müddet içerisinde ekmek sıkıntısı çekmemişti.

Millet olarak biraz unutkan olduğumuzdan mıdır bilinmez ama Samatya bugünlerde yine eski haline dönmüş vaziyette… Orta altı ve alt ekonomik dilime mensup sakinleri, salaş meyhaneleri, diğer tarafta lüks otomobillerin kapısına park ettiği pahalı restoranları, yıkılmaya yüz tutmuş ve ancak pencerelerindeki perdelerini görünce yaşadığına inandığınız ahşap evleri ve cemaatsiz kiliseleri bir arada görebileceğiniz Samatya, geçmişini özlemeye devam ediyor. Kimi Samatyalı 100 yıl önceyi, kimisi de dizi popülaritesini yaşadıkları birkaç yıl önceyi özlüyor ama özlem özlemdir ne de olsa… Biz biliyoruz ki o gerçek, kozmopolit Samatya’yı özleyen bir avuç gerçek Samatyalı, Mehmet, Yorgi ve Avedis hayatlarının son demlerinde yaşadıkları yere can vermeye devam ediyorlar. 

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?