Su ve "SEN"

Ne çay, ne kahve, ne boyalı meşrubat, ne de yapay meyva suları "suyun" yerine geçemez.

29.05.2014

Aksine, enerji dönüşümü ve atıkların uzaklaştırılmasında vücuttaki suyu tüketirler. Bu sıvılar, su yerine kullanılırsa, beyinin su ihtiyacını bildirme şekli olan susama duygusu engellenir. Zamanla enerji ihtiyacını bildirme güdüsü olan acıkma hissi ile susama hissi birbirine karışır ve susadıkça da yemek yeme arzusu doğar.

Vücudun su eksikliği ( dehidrasyon ) bildirilemeyince, vücut kendine zarar verme pahasına ( daha değerli addettiği organları için diğerlerini feda etmek gibi ) başka yöntemlere başvurur. Bu yöntem, acımasızca, diğer hayati organlardan suyun tedarik edilmesidir.

Vücut, su kıtlığı çektiğinde kandaki suyu kullanırsa Yüksek Tansiyon, omurlardakini kullanırsa Bel ve boyun fıtıkları, kemiklerdekini kullanırsa Gut, Artrit, Romatizma, akciğerlerdekini kullanırsa Astım, Pankreastakini kullanırsa Şeker, midedekini kullanırsa Ülser hastalıklarını yaratır. Oluşabilecek hastalıkların sayısı bunlarla da sınırlı kalmayıp daha birçokları sayılabilir.

Hücrelerin su eksikliğinde daha da fazla zorlanması, hücre içi katı enerji tüketiminin artmasına ve dolayısıyla normalinden hızlı bölünmesine ve bu tehlikeli gidişe tepki olarak da beynin oksijen gönderimini kesmesine sebep olur. Oksijenin kesilmesi neticesinde, hücrenin hayatiyetini devam ettirebilmek ilkel, yani oksijensiz - anaerobik solunumu tercih etmesi ile de kanserleşme denilen sürece girilmiş olur. Bütün bunlara sebep olan, suyu azalan motorun bir süre sonra hararet yapması, suyu azalan yemeğin bir süre sonra dibinin tutması misali, suyu azalan vücudun da bir süre sonra ' kuruma ' denilen asitleşme sürecine girerek hastalık ortamına hazırlanmasıdır. Oluşan ' sağlık ve hayat ' dengesinin dışındaki bu durumun adı hastalık değil, "kuruma" dır. O halde, SU hayat ise, susuzluk Ölümdür!


Bir insanın susuzluk hissi ile su ihtiyacını ayarlayabileceği düşüncesi, çocukluk çağı için doğru olsa da ileri yaşlar için geçerli değildir. Susuzluk hisleri önemli ölçüde köreldiği için yaşlıların farkına varmadan susuz kalma tehlikeleri büyüktür. Ama birçoğumuzun yeteri kadar su içmediği açık. Bu nedenle vücudumuz tam anlamı ile görevlerini yerine getirmiyor ve çeşitli kronik hastalıklar ortaya çıkıyor. İnsanlar yaşlandıkça susuzluk merkezleri duyarlılığını kaybetmektedir. Mesela birçok yaşlı serum takılacak kadar aşırı su kaybı olmasına rağmen kendisini susamış hissetmiyor. Bazı araştırmacılar ise yaşlıların 10-15 yıl içinde vücut sıvılarından 3.5-6 Litre kadar su kaybının olduğunu saptamışlardır. 

Bazen gazetelerde "günde en az 2 Lt. su için" diye haberler çıkıyor, bazen de "çok su içmek zararlı, ne kadar susuyorsanız o kadar için" diye.  'İnsan ne kadar susuyorsa o kadar su içmeli' önermesi ilk bakışta çok mantıklı geliyor ama durum göründüğü gibi değil. Sadece hayatı sürdürebilecek kadar su içmek sağlıklı bir yaşam için yeterli değil. Eğer yeteri kadar su içmiyorsanız ya da su yerine şekerli sıcak içecekler kahve, çay, gazoz, kola, meyve suları, enerji içecekleri vb. su kaybettiren osmotik yükü fazla sıvıları içiyorsanız kronik susuzluğa maruz kalıyorsunuz. Gelelim Beyin ve Su ilişkisine. Vücudumuz susuz kaldığında beyin hücrelerini susuz bırakmamak için her türlü önleme başvuruyor. Amaç, beyine yeterli kanı göndermek. Beyin vücudumuzun %2 kadarını oluşturuyor fakat aldığı kan bunun 10 katı (yüzde 20). Size ayrıca Histamin denilen bir maddeden bahsetmek istiyorum. Histamin, su düzenini sağlamakla görevli. Amacı kanı öncelikle beyin, böbrek ve akciğer gibi hayati organlara göndermek ve bu dokuların ihtiyacını gidermek. Biz henüz susuz kaldığımızı hissetmeden, Histamin bu durumun farkına varıyor ve salgılanması artıyor. Bu durumda eğer yeterli su almazsanız kas, deri ve eklem gibi önceliği olmayan dokuların damarlarını büzüştürüyor. Tansiyon yükseliyor. Fakat bunun karşılığında Histamin mide asit salgısını arttırıyor, nefes daralması yapıyor, migren ve eklem ağrıları yapıyor ve tansiyonunuzu yükseltiyor. Yapacağınız tek şey, aksaklığı kaldırmak yani su içmektir. Bir de dikkat edilecek bazı anektodlar sunmak isterim. Suyun pH değerinin 7.5-8.5 arası olmalı yani hafif alkali olması ideal. Suda çözünmüş halde bulunan kalsiyum (Ca) ve Magnezyum (Mg) bileşiklerinin toplamına suyun sertliği deniliyor. 

Kısacası herşey Hücre düzeyinde gerçekleşir. Hücreler asit yüklü olduğunda sağlıklı fonksiyon gösteremez. Asitlerin bir kısmı yağ depolarındaki hücrelerde toplanır. Asitlenme oldukça yağlar erimez. Burada bir durup düşünmekte fayda var. Kanser, diyabet, gut hastalığı, kilo problemleri, safra kesesi ve bağırsak problemleri, karaciğer yağlanması, damar sertliği, kalp hastalıkları, osteoporoz denince aklımıza virüs yada bakteri mi gelir? Gelseydi ne güzel olurdu; bütün bu hastalıklar için rahatça onları suçlardık. Oysa suçlu BİZİZ. Bu hastalıkların sebebi "motora" yanlış benzini koymaktır. Hastalıklar bizi bulmaz, biz onların bizi bulmasına sebep oluruz. Düşünsenize, yıllar boyunca vücudumuzda bu tür asitler birikiyor ve biriken bu kalıntıları ameliyatla, şipşak yutulan bir hapla halletmeye çalışıyoruz. Bu yol pek doğru değil. Vücuttaki asidi azaltmanın yolu, asidin panzehiri alkaliyi arttırmaktır. 

PANZEHİR = ALKALİ OLMAKTIR!

Saf damıtılmış suyun pH derecesi 7'dir. 7'nin üzeri alkaliktir ve Asidik sudan çok daha iyidir. Ancak alkali sudan tam olarak faydalanabilmemiz için, bizi şişmanlatan asitleri nötrlemesi için en az 9.5 pH olmalıdır. Ciddi obezite ve sağlık sorunlarında ise tüketilen suyun pH seviyesi 11,5-12,5'e kadar çıkmalıdır. Evde yapabileceğiniz çok pratik bir formül: 

1 bardak suya (250 ml.) Limon sıkın, çok az elma sirkesi, biraz da Sodyum Bikarbonat ekleyin ve karıştırın. Elde ettiğiniz bu karışımın pH'ı oldukça yüksektir. 

Bedenimizin ihtiyacı olan mikro yapıdaki alkali suyu yeterli miktarda içerek çok daha zinde ve sağlıklı kalabilir, yaşlanma hızımızı azaltabiliriz. 

Sağlıklı günler.

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?