Süleymaniye’nin Tarihi ve Çevresi

İstanbul siluetine damgasını vuran Süleymaniye ve çevresi sadece Osmanlı'dan değil Bizans'tan da önemli izler taşıyor. Süleymaniye Camii gibi önemli eserlerin yanında her zaman olduğu gibi kıyıda köşede kalmış birçok güzellik de sizleri bekliyor.

09.02.2017

İstanbul'un tarihi semtlerinden Süleymaniye ve çevresi, ağırlıklı olarak Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan ama her devirde adını duyuran güzel ve mutlaka gezilmesi gereken semtlerimizden. Sıcak bir tatil günü genç rehberimiz sanat tarihçisi Çiçek Anıl ile birlikte Saraçhane'den gezimize başlıyoruz.

Belediye binasının hizasında, Fatih'e giden yolun başında bir yeşil alan, ortasında toprağa gömülmüş tarihi kalıntılar çok kişinin dikkatini bile çekmez. Ama burası Bizans döneminde Ayasofya'dan önce kentin en büyük kilisesini barındırıyor. Aziz Polieuktos Kilisesi, Romalı büyük bir ailenin mensubu Anikia Juliana tarafından dillere destan sarayının toprakları içine 527 yıllarında yaptırılmış. Yapılan kazılarda elde edilen çok değerli buluntulardan bazıları şu anda Arkeoloji müzesinde sergileniyor.Burmalı Mescit Camii

Yolun karşısına geçip Mimar Sinan'ın 'çıraklık eserim' dediği Şehzade Camisi'ne yöneliyoruz ki, yine dikkatlerden kaçan ama şirin mi şirin minik bir camiye yöneliyor Çiçek Hanım. Ağaçların arasına gizlenen Burmalı Mescit Camii, 1540'tan önce; Mısır Kadısı Osman Efendi tarafından yaptırılmış. İstanbul'da bir- iki örneği bulunan tuğla minarelerden; spiralli minaresi ile erken Osmanlı dönemine çok güzel bir örnek.

İstanbul’un Orta Noktası Şehzade Camii

Yandan dolaşarak Şehzade Cami'sinin bahçesine girdiğimizde geniş mi geniş, ferah bir yeşil alan karşılıyor gelenleri. Mimar Sinan'ın 1543-1548 yılları arasında yaptığı külliyenin ilk olarak Kanuni için yapılmaya başlandığı, ancak Suruhan Valisi 22 yaşındaki Şehzade Mehmed'in ölüm haberinin gelmesi üzerine, caminin Kanuni'nin bu çok sevdiği oğluna ithaf ettiği söylenir.

Şehzadebaşı Camii

Fatih ve Beyazid külliyeleri arasında,hem Marmara'yı hem Haliç'i gören, geniş bir alana yayılan külliye; cami, medrese, tabhane, ahır, sıbyan mektebi, imaret ve türbeler yapılarını kapsıyor. 

Süleymaniye’deki Türbeler

Türbeler bölümünde Şehzade Mehmed'in yanında Rüstem Paşa, İbrahim Paşa, Şehzade Cihangir, Hatice Sultan gibi ünlü Osmanlı şahsiyetlerinin de türbeleri yer alıyor. Ama tabii ki, sekizgen mimarisiyle en gösterişli türbe Şehzade Mehmed'in. Bakmayın siz Mimar Sinan'ın 'çıraklık eserim' demesine; Şehzade Camii ve külliyesi, İstanbul'un en güzel ve en etkileyici klasik yapılarından sayılıyor. Gerek mimari açıdan denediği yenilikler gerekse hem ana yapıda hem minarede görülen bezemelerde bir başka örneğine rastlanmıyor.

Cami, birbirinden ilginç kimi ayrıntıları da barındırıyor. Örneğin Saraçhane caddesi üzerinde Kuzu Çeşme olarak adlandırılan iki küçük kurna, aslında kuşların su içmesi için yapılmış çeşmelermiş. Camiyi çevreleyen bahçe duvarının tam köşesi ise İstanbul'un orta noktası! Bizans zamanında Sultanahmet'teki Milenyum taşı İstanbul'un başlangıç noktası olarak kabul ediliyordu. Orta noktası olarak da şimdiki Şehzadebaşı'ndaki bu nokta saptanmış. Tarihe ve kendinden önceki kültürlere saygılı Mimar Sinan da bu bilgiyi es geçmemiş. Duvarın köşesindeki renkli bir mermer sütunla bu bilgiyi ölümsüzleştirmiş.

Saraçhane'nin Vezneciler'e uzanan bölümünde, İstanbul'un eğlenceyle, sinemayla ilk tanıştığı yer olan Direklerarası'ndan geriye neredeyse iki- üç yapının kemerinden başka bir şey kalmamış olması başka bir acıtıcı nokta.

Kalenderihane Cami'sine gitmeden özellikle hadis ilmine verdiği önemden dolayı ünlenen Damat İbrahim Paşa Külliyesi ile Mimar Kemaleddin'in eseri Vefa Lisesi uğrak noktalarımız oluyor. Öğle yemeği vakti geldi gelmesine ama görecek yer çok, vakit az. Zamana karşı direnen ve haklı bir üne sahip Vefa Bozacısı burada imdadımıza yetişiyor. Artık sıcaklarda da içilmeye başlanan boza bizi diriltiyor. 1870 yılında Arnavutluk'tan göç ederek bugün severek içtiğimiz bozaya kıvamını veren Hacı Sadık Bey'in ne kadar hayırlı bir iş yaptığını bir kez daha anıyoruz.Süleymaniye Çevresi

Bizans döneminde Akataleptos Kilisesi, Fatih'in fethinden sonra ve onun isteğiyle Kalenderiye tarikatına verilerek Kalenderihane Camisi adını alıyor. Büyük ölçüde Budizm'den etkilendiği söylenen, dünya malına, gösterişe önem vermeyen ve sadece edep yerlerini örterek dolaşan dervişlerin Kanuni zamanında İstanbul'dan sürüldüğü yazılsa da adlarını camide yaşatıyorlar. Kilise olarak epey büyük ve gösterişli olarak inşa edilen yapı, bugünkü şeklini 12. yy'da alıyor. Yapının yüksek duvarlarını içeride mermer levhalar kaplıyor. 

Süleymaniye Camii

Artık boza da açlığımızı yatıştırmaya yetmiyor. Son sürat ünlü Süleymaniye kuru fasulyecilerine doğru koşturuyoruz. Nefis bir yemekten sonra Süleymaniye'ye dikkatimizi verebiliriz artık. Mimar Sinan'ın bu muhteşem eseri, yakın zamanda nihayet baştan sonra ciddi bir onarımdan geçti.Süleymaniye Camii Gece

Pek çok kişi için Mimar Sinan'ın - kalfalık eserim dese bile- en muhteşem eseri sayılan Süleymaniye Camii, 1550-57 tarihleri arasında inşa edildi.

İstanbul'a ünlü siluetini kazandıran cami, medrese, kütüphane, hastane, hamam, imaret, hazire ve dükkânlardan oluşan Süleymaniye Külliyesi'nin bir parçası olarak ve eski Osmanlı sarayının bahçesine, Haliç'in üzerindeki setlere inşa edildi. Dört fil ayağı üzerine oturan caminin kubbesi 53 m yüksekliğinde ve 26,5 m çapında. Cami avlusunun dört köşesinde bulunan minarelerden iki tanesi üçer şerefeli ve taraçalı sete uygun olarak 76 m. yüksekliğinde, diğer iki minare ise ikişer şerefeli ve 56 m. yüksekliğinde. Toplam 10 şerefe, Kanuni'nin 10. padişah olmasına işaret ediyor.

Aslında Süleymaniye camisi, o kadar fazla özelliğe sahip ki, başlı başına bir yazı konusu. Ana giriş kapısının Memluk tarzında ve ilk ve son kez burada denenmesi; kubbede ortaya çıkarılan 249 adet dar ağızlı anforanın akustiği sağlaması, herkesin bildiği gibi kandil islerinin bir odada toplanıp mürekkep yapılması gibi...Süleymaniye Camii Çevresi

Süleymaniye Camii Çevresi

Süleymaniye camisinin yan tarafında, dükkân ve lokantaların bulunduğu Tiryaki caddesi de adını, bir zamanlar burada hastalara satılan otlu karışımlardan alıyor. İlaç niyetine yapılan karışımların birçoğu alışkanlık yapan afyon içerirmiş.

Süleymaniye camisinin arka tarafında, bembeyaz, küçük ama sempatik türbe Mimar Sinan'ın son istirahat yeri. Kendisini bir pergele benzeten Mimar Sinan türbesini de pergel biçiminde yapmış. Pergelin başı olarak sebil konumlanmış.Mimar Sinan Türbesi

Müftülüğün arkasına doğru kıvrılırsanız Ayrancı sokak, bir zamanlar bu sokakların ne kadar muhteşem bir dokuda olduğuna en güzel örnek. Sokaktaki eski ahşap Türk evleri onarılarak bakınca nasıl bağ olunduğunu kanıtlıyorlar. Güzel manzaralı Haliç Cafe de gözlerden uzak bir mola yeri olarak notlarımızda yer alıyor.

Son durağımız Vefa Panayia Ayazması. İMÇ'nin arka sokağındaki ayazma inancın dini olmamasına güzel bir örnek: Özellikle her ayın 1'inde yapılan ayinlere müslüman, hıristiyan herkes uzun kuyruklara girip şifalı suyundan içip, dilekte bulunuyormuş.Meryem Ana Ayazması

Son yorgunluk kahvelerimizi Zeyrekhane'den içerken sabahtan beri dolaştığımız yerlere şöyle bir bakıyoruz da; küçücük bir bölgede ne çok yer gördük, neler dinledik! İstanbul bu; anlat anlat bitmeyen bir derya gibi...

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?