Süleymaniye’yi Hissetmeye Ne Dersiniz?

İstanbul'un tarih kokan semti Süleymaniye'yi daha yakından tanımaya ne dersiniz?

09.03.2017

Yedi tepeli İstanbul’un üçüncü tepesinde yer alan Süleymaniye, 16. yüzyıldan günümüze kurulan bir köprü niteliğinde adeta. O, her köşesinde karşınıza çıkan ve zamana karşı dimdik duran yapıları ve tarihe sahne olmuş meydanlarıyla çağlara açılan efsanevi bir kapı adeta.

Önce güvercinler karşılıyor sizi. Yüzünüzü İstanbul Üniversitesi’nin görkemli ve tarihi kapısına dönüp etrafınıza baktığınızda, sağ tarafınızda kalan II. Beyazıt Veli Türbesi ve Beyazıt Camii ile karşısında 1882 yılında inşaa edilen Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Süleymaniye yolculuğuna hazırlıyor sizi. Aynı meydanda yer alan tarihi çınarın gölgesinden şiirler yükseliyor. Özellikle sıcak yaz aylarında, yüzyıllık çınarların gölgesinden midir, yoksa hep bir dönemi kapatan ve bir diğerini açan olaylara tanık ettiğinden midir bilinmez, tuhaf bir ürpertiyle oturulan tarihi Çınar Meydanı’nda birçok amatör şair şiir okuyorlar. Hat Sanatları Müzesi’nin önünden Süleymaniye’ye doğru ilerlerken güvercinler uçuşuyor, işte o anda, zamanda yolculuk başlıyor!

Beyazıt Meydanı 

 

Süleymaniye’nin Tarihi

Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar birçok ayaklanmaya şahit olan Süleymaniye semti, Osmanlı Devleti’ne en uzun süre hükmeden Kanuni Sultan Süleyman döneminde kuruluyor. İstanbul’un belki de en güzel manzarasına karşı, şehrin Haliç’e bakan üçüncü tepesinde yer alan semt, ismini Süleymaniye Camii ve Külliyesi’nden alıyor. 16. yüzyılda yapılan Külliye’nin etrafında gelişen Süleymaniye semti, eğitim kurumları ve ulema sınıfından oluşan sakinleriyle zamanla Osmanlı’nın en seçkin semti halini alıyor. Hatta semte yerleşmek isteyenlerin o zamanlarda belli miktarda ödeme yaptığına dair rivayetler anlatılıyor.

17. yüzyılın ilk çeyreğine kadar önemini koruyan Süleymaniye, içinde barındırdığı söz sahibi kurumlar nedeniyle, 18. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin zorlu yaşamına bire bir tanıklık ediyor.

19. yüzyılda ise Osmanlı’nın içinde bulunduğu dönemin etkileri yansıyor Süleymaniye’nin üzerine. Bu yıllarda yapılan askeri kurumlar, Süleymaniye’nin bilim, felsefe ve edebiyat alanlarındaki öncülüğüne gölge düşürüyor. Daire-i Umur-ı Askeriye, Kışla-ı Hümayun, Cephane, Süleymaniye Kışlası semtin çehresindeki yerini alıyor.

20. yüzyılda, Osmanlı Devleti ihanetler, toprak kayıpları ile boığuşmak zorunda kalırken, Süleymaniye de yavaş yavaş eski görkemli günlerine veda ediyor. Asırlar boyunca ancak seçkin bir sınıfın girebildiği Süleymaniye’nin yeni sakinlerini, çeşitli şehirlerden ve ülkelerden göç eden insanlar oluşturuyor.

Süleymaniye'nin tarihi

 

Ya Şimdi?

İstanbul Üniversitesi’ne ait fakültelerden Süleymaniye Camii’nin bulunduğu alana doğru ilerlerken ilk hissettiğiniz şaşkınlık oluyor. Semtin tarihi yapılarının devlet kurumları göze çarpıyor. Diğer yandan, geçmişten bugüne gelen her eserde bugüne ait hayatlarla karşılaşıyorsunuz. Aklınız karışıyor. Süleymaniye’nin her köşesinde zaman olgusu, geçmişle günümüz arasında asılı kalıyor. Semtin geleneksel bina yapısı, özellikle 1950’lerden sonra yangın gibi doğal afetler nedeniyle yok olsa da Süleymaniye misyonunu aslında halen devam ettiriyor. Çünkü Osmanlı Devleti’nde önemli bir yeri olan medreselerin yerinde bugün İstanbul Üniversitesi, Darüşşifa’nın yerinde Süleymaniye Kadın ve Doğum Hastalıkları Hastanesi, Darüzziyafe’nin yerinde turistik lokantalar bulunuyor. Haliç’e doğru inerken sağlı sollu sokak aralarında yer alan bakırcıları, züccaciye, tekstil ve kırtasiyecileriyle Süleymaniye aynı zamanda küçük işletmeler cennetini andırıyor. Sokakları, meydanları arkanızda bırakıp, bugün ev olarak kullanılan Ayşe Kadın Hamamı ile Fuzuli’nin 1535 yılında kaleme aldığı Leyla ile Mecnun gibi birçok değerli el yazması eserin bulunduğu Süleymaniye Kütüphanesi’nin yer aldığı dar geçitten çıkarken başınızı kaldırın ve tam karşıya bakın. Süleymaniye Camii tüm ihtişamıyla karşınızda!

İstanbu üniversitesi hukuk

 

Süleymaniye Camii

İçeri girdiğinizde karşılaştığınız büyük avlu ve Kanuni’nin fetihten sonraki dördüncü Osmanlı padişahı olduğunu simgeleyen, göğe uzanan dört minaresiyle başınızı döndürüyor Süleymaniye Camii. Vitraylarla süslü pencerelerini, el yapımı tek parça halısını ve Fetih ile Nur suresinin yazılı olduğu çinileri görünce büyüleniyorsunuz. Hatta caminin hattatı Sarhoş İbrahim’in de bu hayranlıkla kör olduğu ve bu nedenle yapıyı öğrencisi Hasan Çelebi’nin tamamladığı, Süleymaniye Camii’ne dair anlatılan efsaneler arasında yer alıyor. 16. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden bir olarak kabul edilen Süleymaniye Camii’nin 1550 yılında başlanan yapımı, üç yıl süren temel çalışmasıyla birlikte yedi yılda tamamlanıyor. Osmanlı Devleti’nin en uzun hüküm süren hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan eser Koca Sinan’ın kalfalık devri eseri olarak nitelendiriliyor.

İçinde, hazine, medrese, hastane, kütüphane, hamam, imaret ve dükkânları barındıran Süleymaniye Külliyesi’nin bir parçası olarak inşaa edilen camiinin malzemeleri yapım aşamasında imparatorluğun dört bir tarafından getirtiliyor. Büyük kubbeyi tutan sütunlardan biri Baalbek harabelerinden, biri İskenderiye’den, diğer ikisi ise İstanbul’daki yıkık Bizans eserlerinden alınıyor. Marmara Adası’ndan getirilen beyaz mermerler ve Arabistan’dan getirilen yeşil mermerler, Evliya Çelebi’nin anlatımlarında da bulunuyor.

Süleymaniye Camii’nin yapımıyla ilgili olarak Evliya Çelebi ilginç bir bilgi veriyor: Temel çalışmasının ardından caminin yapımına bir yıl ara veriliyor. Görkemiyle Ayasofya’yı geçecek bir camiinin yapıldığını duyan İran Şahı Tahmasb Han, camiiden vazgeçildiğini düşünerek parası yetmezse satıp tamamlasın diye Kanuni Sultan Süleyman’a bir çekmece dolusu elmas ve değerli taşlar yollar.

Elmasları gören Kanuni bunu gururuna yediremez, hiddetlenir ve camiinin yapımında kullandıkları malzemelerin her birinin elmaslardan daha kıymetli olduğunu iddia ederek, İran Şahı’nın hediyelerini Mimar Sinan’a verir. Sinan da verilen bu değerli taşları sanatkârane bir şekilde bir minarenin taşları arasına yerleştirir. Güneş ışığı altında pırıl pırıl parlayan bu minareye, bu nedenle Cevahir Minaresi adı verilir. 

Süleymaniye Camii

 

Koca Sinan’ın Dehası

Aslında başlı başına bir sanat eseri olan Süleymaniye Camii, ayrıntılarıyla da eserlerine Fakirül Hakir Sinan diye imza atan ve Süleymaniye Camii ile İstanbul Müftülüğü arasında sade bir türbede yatan Mimar Sinan’ın dehasını gözler önüne seriyor. Dönemin tekniklerine rağmen caminin içinde özel akustik oluşturan Mimar Sinan, kış geceleri kılınan kalabalık namazlarda kirlenen hava sorununu da ısınan havayı ana kapının üzerinden dışarıya veren bir oda ile çözümlüyor. En dikkat çekici olanı ise bu odada toplanan islerden mürekkep elde edilmesi. İstanbul’un en eski semtlerinden Tarihi Yarımada’da bulunan Süleymaniye, eserlerinin dünya durdukça duracağını söyleyen ve durduğuna tanıklık edilen Mimar Sinan’ı, Osmanlı’nın en kudretli hükümdarı Kanun Koyucu Muhteşem Süleyman’ı, tarih sayfalarındaki ağırlığıyla ve her adımda efsanesiyle sizi içine çekiyor. Bu anlamda, gezerken Süleymaniye’yi hissetmek gerekiyor.

Mimar Sinan

 

Süleymaniye Molası

Bu tarihi yolculuk sırasında biraz durup, dinlenmek isteyenler için Süleymaniye durakları:

Süleymaniye Camii ana girişinin tam karşısında bulunan lokantalarda semte özgü kuru fasulyeden tadabilirsiniz. Özellikle, 1939 yılından itibaren hizmet veren Kanaat Lokantası’nın kuru fasulyesinin lezzetine varabilirsiniz. Öğrencilik yıllarında gidenlerin, fırsat buldukça halen gittikleri Kanaat Lokantası’nın özelliği ise sahiplerinin, babadan oğula dört kuşak, kuru fasulyeleri kendi elleriyle yapmaları.  Süleymaniye’nin tarihi atmosferinden çıkmadan, yine camiinin hemen yan tarafında yer alan Lale Bahçesi’nde padişahlara layık Türk kahvesi içebilir, mekânın sessizliğini nargilenizin fokurdamasıyla bozabilirsiniz. Lale Bahçesi’nin hemen yanında bulunan Darülzziyafe’de Osmanlı mutfağının en seçkin yemeklerini, tercihinize göre Mimar Sinan Salonu ya da Kanuni Sultan Süleyman Salonu’nda yiyebilirsiniz.

Kanaat Lokantası

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?