Tavlanın hikayesini ve nasıl ortaya çıktığını biliyor musunuz?

15’er pul, bir çift zar, iki mars, bir de oyun. Çoğunluk tavla için ‘şans oyunu’ diyor; halbuki şans, acemiyi ancak bir ya da iki kez kurtarabilir! Tavla; anında, doğru karar verme oyunu…

13.05.2017

Mezopotamya’dan köşedeki kahvehaneye...

Yapılan arkeolojik çalışmalar, bugün bir çok çeşidi olan ‘board’ oyunlarının atalarının M.Ö. 5000 civarında, Mezopotamya çevresinde ortaya çıktığını gösteriyor. Tavlanın kökleri ise, bilinen en eski ‘board’ oyunu olduğu sanılan satrançtan bile çok daha eski tarihlere dayanıyor.
Tavlanın atası olan oyunlar hem Hint, hem Mısır, hem de Antik Yunan uygarlıklarında önemli bir yere sahip. Örneğin, bugünkü tavlanın benzer bir versiyonu olan “Senat” adlı oyunun Mısır uygarlığında oldukça popüler olduğu biliniyor. Oyun önce Antik Yunan, sonra da Roma dönemlerinde kimi değişikliklere uğrayarak üç zarla oynanmaya başlıyor ve adına da Bac Gamen deniyor... Tavlanın İngilizce ismi de zaten buradan gelmiş. (Backgammon)
Modern tavlanın doğuşu ise Fars medeniyetinde gerçekleşmiş. ‘Tahta üzerinde savaş’ anlamına gelen cümleden doğan “Tahtenard”adı ile anılan oyun, İran’da iki zar ile oynanmaya başlanmış ve günümüzdeki tavla şekillenmiş.
Tavla, haçlı seferleri ile birlikte Avrupalı askerlerle buluşmuş. Şimdiki gibi tahta bir kutu içinde değil, bir masa üzerinde oynanan tavla, bu yüzden, Avrupalılar tarafından “Tabula” ve “Tables” adlarıyla memleketlerine taşınmış. Tavla ismi Türkçe’ye de “Tabula” kelimesinin deforme hali olarak girmiş. Türk Dil Kurumu Sözlüğü, kelimenin kaynağı için İtalyanca “Tavola” kelimesini gösterir, ki bu kelime de İtalyanca’da ‘masa’ demektir.

Nesilden Nesile Tavla

Tahta kutuya merhaba...

Tavlanın ‘mobil’ bir hâl alması için ise yine kimi ‘mecburiyetler’ gerekmiş. Bir çok kez tavlayı yasaklayan kilise, bu kararını uygulamakta pek de başarılı olamamış. İnsanlar yine, tahtayı yere çizip, pullar yerine taşlar kullanarak tavla oynamaya devam etmiş. Ancak, XVI. Yüzyıl’da, Woolsey adında bir kardinal tavlayı ‘şeytan işi’ ilân edip tüm tavla masalarının yakılmasını emredince, birilerinin aklında bir ışık yanıvermiş: Tahta, kitap gibi katlanan, taşınabilir tavla!
İşte tavla hikâyemizin ‘tarih kitabı’ versiyonu burada sona eriyor. Artık, işin teorisinden bahsetme zamanı...

Tahta Kutu Tavla

Kapını kolla, vurmaktan korkma!

Hayatında bir kez bile tavla oynamamış biri bile tavlanın ‘zar atarak pulları zarların gösterdiği kadar ilerletmekten’ ibaret bir oyun olduğunu bilir. Peki iş bu kadar basit mi? Aslında oynamak gerçekten basit, fakat istikrarlı bir başarı grafiği elde etmek adamakıllı bir tecrübe gerektiriyor.
Kaba olarak yapılması gereken, pullarınızı oyun akış yönünde ilerleterek kendi köşenizde toplamak ve daha sonra da hepsini geri toplayarak boşaltmak. Bunu ilk yapan oyuncu o eli de kazanmış oluyor. Eğer oyunculardan birisi pullarını bitirdiğinde, karşı taraf daha kendisininkileri köşesine toplayamamış ve hiç bir pulunu alamamışsa buna da ‘mars’ deniyor ve bu ‘hareket’in değeri de 2 oyuna bedel. Genellikle 5 oyun üzerinden oynanan tavlada ‘iki mars bir oyun’ cümlesinin bir slogan olmasının da nedeni bu. İki mars bir oyun, rakibinizi en çabuk şekilde yenmek anlamına geliyor. ([2x2]+1=5)
Tavlada acemi oyuncular genellikle agresif oynamayı tercih ederlerken, tecrübeli oyuncular ise daha ‘sağlam’ oynarlar. Sağlam kelimesi, tavlada ‘kapı’ teriminin ta kendisidir. Kapı, kendinize ait en az iki pulun üst üste olduğu noktalara verilen addır. Buralar güvenlidir; pulların kırılma tehlikesi olmadığı gibi rakibin de hareket alanı daralır. Özellikle içerideki (kendi köşeniz) kapıların sağlam tutulması, yakaladığınız bir açığı iyi değerlendirip oyunu marsa kadar götürmenize imkân sağlar.
Biz burada ne kadar anlatmaya çalışırsak çalışalım, tavla ‘hayata’ benziyor. Yaşamadan öğrenmeniz imkânsız. Özellikle satranç gibi tamamen akla dayalı oyunlara tutkun olanlar tavlayı küçümserler, ama korkunç bir yanılgı içerisinde olduklarının farkında bile değillerdir. Az önce de söylediğim gibi, bence, tavla hayat gibidir; aklınızla oynarsınız ama kaderin karşınıza çıkaracağı engelleri ya da şansları önceden bilemezsiniz. Ancak bu şans ya da engeller karşınıza çıktıkça yapacaklarınıza karar verir, yeni taktikler geliştirirsiniz. Satranç bu noktada hayatla hiç mi hiç örtüşmezken, tavla ise elinizde olmadan karşınıza çıkabilecek engel ya da fırsatları zarlar sayesinde gayet iyi simüle ediyor!

Tavlada Kapı Almak

Meraklısına büyük hizmet!
Dedeniz ya da babanızla tavla oynuyorsanız, veya ‘iyi biliyor’ izlenimi uyandırmaya muhtaçsanız, Osmanlı zar terminolojisini bilmenizde fayda var. Bana da dedem öğretmişti; sizle paylaşayım istedim...

Tek olarak zarlar:
1: Yek
2: Dü
3: Se
4: Cahar
5: Beş & Penç
6: Şeş

Tavlada Zarlar

Zar çiftleri:
1-1: Hep Yek
2-1: Dü Yek
3-1: Se Yek
4-1: Cahar-ı Yek
5-1: Penc-ü Yek
6-1: Şeş-i Yek
2-2: Dubara
3-2: Se ba-i Dü
4-2: Cahar-ı Dü
5-2: Penc-i dü
6-2: Şeş-i Dü
3-3: Dü Se
4-3: Cahar-ü Se
5-3: Penc-ü Se
6-3: Şeş-ü Se
4-4: Dört Cahar
5-4: Beş Dört (Neden bilmem; mantığa göre Penc-ü Cahar demek gerekir ama?)
6-4: Şeş Cahar & Altı Dört
5-5: Dü Beş
6-5: Şeş Beş
6-6: Dü Şeş

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?