Yuşa Tepesi’nde Huzur ve Tarih Bir Arada

Rumeli Kavağı’ndan, sahil lokantalarının dizildiği kıyıdan karşıya baktığınızda bir tepe dikkatinizi çekecek... İşte o tepeye gidelim istedik bu kez de; sessizlik ve sükûnetin tam içine girmeye.

02.09.2017

Tepeye ulaşmak için size rotası Anadolu Kavağı olan bir araç gerekiyor. Bunun için, eğer kendi aracınız yoksa, Üsküdar’dan hareket eden İETT’nin hattı biçilmez kaftandır. Tepenin adı Yuşa Tepesi’dir. Beykoz sınırlarında bulunan bu tepedeki türbede Yuşa Peygamber’in yattığına inanılır. Bu inanışı doğrulayacak hiçbir şey olmamasına rağmen halkımız türbeye, her zamanki ‘yatırdan medet umma’ beklentileri ile büyük rağbet gösterir, adaklar adar... Türbede gerçekten, ‘olağanüstülük’ hissi veren mistik bir havaya rastlarsınız. Bu ‘olağanüstülük’ hissinin başlıca sebeplerinden birisi de hiç kuşkusuz 14 metrelik kabirdir.

Yuşa Tepesi, Osmanlı döneminde yapılan cami ve meşrutasıyla da her gün ziyaret edilen, dualar okunan, adaklar adanan bir mekân olmayı sürdürüyor. (Meşruta: Satılmamak şartı ile bir kimseye, mirasçılara veya bir kuruluşa verilmiş mülk. / TDK)

Yuşa Tepesinden Güzel Bir Kare

Buranın huzur dolu olmasının nedeni hem bu tepe hem de bu tepeden İstanbul’u ve Boğaz’ın girişini seyreden Yoros Kalesi.

Yoros Kalesi’nin Tarihi

Çoğu zaman Cenevizlilere dayandırılan Yoros Kalesi, aslında, kulelerinden birinde yer alan Grek kitabesinden öğrenildiğine göre bir Bizans yapısıdır. Kale, XIV. Yüzyıl’ın başlarında, Şile Kalesi ile birlikte Türklerin, hemen akabinde ise 1348 yılı itibariyle dönemin deniz yolu hakimi Cenevizlilerin eline geçmiş. Kale daha sonra, aynı yüzyılın sonunda, Boğaz’ın Anadolu yakasına tamamen hakim olan Osmanlılar tarafından tekrar fethedilmiş.

Yoros'un tarih içinde sıkça el değiştirdiği anlaşılıyor. Ceneviz idaresinde kaldığına dair belgelerden biri de L. Sauli'nin 1831 tarihli Ceneviz idaresine dair kitabında yer alan ve Prof. Multedo adlı bilim adamı tarafından kale kapısı üstünden kopya edilen Latince bir kitabe. Tarih kısmı okunamayan bu kitabede "Cenevizli Vincenzo Lercari'nin kutsal burun üzerindeki kaleyi tamir ettirdiği" bildiriliyor. Yıldırım Bayezid'in,1391'de Yoros'a çıktığını, buradan Yahşi Bey'i göndererek Şile Hisarı'nı teslim aldığını da Âşıkpaşazâde yazıyor. 1402’deki Ankara Savaşı'ndan sonra Çelebi Mehmed, kardeşi Musa'ya karşı harekâtı sırasında 1414'ten az önce Trakya'ya geçmek için Bizans imparatorundan yardım istiyor; yanıt olumlu olunca da gelip Yoros'ta konaklıyor. İstanbul'un fethinden sonra Yoros da artık Türk hakimiyetine giriyor. Osmanlı Devleti'nin hemen her tarafındaki kıyı kalelerini tamir ettiren veya yenilerini yaptıran II. Bayezid, burasını da tamir ettiriyor; içine Yoros Kalesi Mescidi denilen bir ibadet yeri yaptırıyor. Sonraları kale dizdarı Mehmed Ağa’da bir hamam inşa ettiriyor. Alman gezgin Brettenli M. Heberer, 1580 yılı civarında İstanbul'a geldiğinde kaleyi iyi durumda buluyor ve seyahatnamesine gerçeğe oldukça uygun bir de gravürünü koyuyor. Ermeni yazar İnciciyan ise XVIII. Yüzyıl’ın sonlarında Yoros Kalesi içinde 25 evlik bir Türk mahallesi bulunduğunu, ayrıca muhafız olarak bir dizdar idaresinde 20 kişilik bir müfrezenin de burada kaldığını bildiriyor. Yoros Kalesi, 19. yüzyılda bir kez daha terk ediliyor. Yaşlı ve mağrur...

Yuşa Tepesi Manzara

Doğudan batıya 500 metre uzunluğunda olan Yoros Kalesi, Karadeniz'e paralel bir arazi üzerindedir. Kalenin genişligi 60 ila 30 metre arasında değişir. Kalenin esas girişi, doğu tarafında, 120 metre kadar yükseklikteki tepenin üstündeki en hakim noktada yer alır. Yükseklikleri 20 metre kadar olan yuvarlak iki burç arasında açılan tuğladan kemerli giriş ise sonraları örülmüş.

Girişteki çifte kulenin içlerinde dört kolu eşit bir haç biçiminde mekânlar var. Güney duvarlarının sonunda, bugün bir kapı açıklığı gibi görünen parça da aslında bir burçtur. Kalıntılardan anlaşıldığına göre bu burç büyük kulelerin benzeri gibiymiş. Bilinmeyen bir dönemde burç, yarısına kadar yıkılmış.

Kentin Çığlığı Bu Tepede Sessizliğe Dönüşüyor

Bilmem sizi gezdiğiniz, gördüğünüz ve hatta dokunduğunuz mekânların geçmişi, yaşadıkları nasıl ilgilendirir? Hiç ilgilendirmese bile, sakin ve sessiz bir ortamda İstanbul’la baş başa kalmak isterseniz, Yoros Kalesi’nden İstanbul’u seyretmelisiniz. Oralara kadar gitmişken Yuşa’nın yatırına da mutlaka uğramalı, Müftülük tarafından hazırlanan ve orada dağıtılan metinde de yazdığı gibi oturmalı, dinlenmeli, düşünmelisiniz. Kentin çığlığı sürekli kulaklarınızı tırmalıyorsa eğer, bu eşsiz ‘sessizlik kulaklığı’nı mutlaka, ama mutlaka denemelisiniz.

Yorum bırakarak düşüncelerini bizimle paylaşmaya ne dersin?

Sen de kişisel yorumunu etiketiyle yazabilirsin.


Bu içeriklere de göz atmak ister misin ?